
Ses: Sonu Olmayan Gece, izleyiciyi tek bir mekânda geçen, psikolojik sınırların zorlandığı karanlık bir labirente davet ediyor. Hikâye, yeni bir hayata başlamak üzere yeni evine taşınan Özgür’ün, yerleşme telaşı sırasında kime ait olduğu belirsiz bir cep telefonu bulmasıyla başlar. Merakına yenik düşen Özgür, gizli numaradan gelen ısrarlı aramayı cevapladığı an, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini fark eder. Telefonun ucundaki ses, Özgür’ün hayatındaki en mahrem detaylara vakıftır ve onu sevdikleriyle tehdit ederek acımasız bir oyunun piyonu haline getirir.
Özgür, görünmez bir el tarafından yönetilmeye başlar ve kendisine verilen talimatları harfiyen yerine getirmek zorunda kalır. Kendisine verilen ilk ve en ürkütücü görev; daha önce hiç tanımadığı bir grup insanı evine davet etmektir. Gün doğumuna kadar sürecek olan bu "sonu olmayan gece" boyunca, evdeki herkes geçmişteki günahları ve karanlık sırlarıyla yüzleşecektir. Özgür, hem kendi canını kurtarmak hem de evdeki bu yabancıların neden orada olduğunu anlamak için zamana karşı dehşet verici bir hesaplaşmaya girişir.
Filmin yükünü büyük ölçüde omuzlayan İbrahim Kendirci, Özgür karakterindeki çaresizliği ve artan paniği seyirciye çok güçlü bir şekilde geçiriyor. Kendirci, sadece bir telefon sesiyle manipüle edilen bir adamın yaşadığı psikolojik çöküşü, titiz bir oyunculukla sergiliyor. Ona eşlik eden Seda Alpat ve Hasan Yavuz, gizemli davetliler olarak hikâyeye dahil olduklarında, karakterler arasındaki güven bunalımı ve gerilim zirve yapıyor.
Oyuncuların performansları, filmin klostrofobik atmosferini besleyen en önemli unsurlardan biri. Özellikle kapalı bir alanda, dış dünyadan izole bir şekilde gelişen olaylar, oyuncuların jest ve mimikleriyle daha da vurucu hale geliyor. Her bir karakterin aslında birer kurban mı yoksa suç ortağı mı olduğu sorusu, oyuncuların gizemli duruşlarıyla finale kadar korunuyor.
Yönetmen ve senarist Yusuf Özgü, kısıtlı bir mekânda yüksek gerilim yaratmanın başarılı bir örneğini sunuyor. Film, bir "kedi-fare" oyununu andıran kurgusuyla, dijital dünyanın yarattığı tekinsizliği ve anonim bir sesin insan hayatı üzerindeki mutlak otoritesini sorgulatıyor. Anlatım dili oldukça sert ve doğrudan; izleyiciyi Özgür ile birlikte aynı evin içine hapsediyor. Işık kullanımı ve ses tasarımı, filmin adından da anlaşılacağı üzere, duyulan her tınıyı bir korku öğesine dönüştürerek atmosferi güçlendiriyor.
Psikolojik derinliği olan, tek mekân kurgulu ve seyirciyi sürekli ters köşe yapan gerilim filmi tutkunları bu yapımı kaçırmamalı. "Telefonun ucundaki katil" temasını modern bir hesaplaşma hikâyesiyle birleştiren film, özellikle gizem çözmeyi seven izleyiciler için oldukça tatmin edici. Eğer suç, ceza ve vicdan azabı ekseninde dönen karanlık bir korku filmi arayışındaysanız, Özgür’ün bu bitmek bilmeyen gecesi size aradığınız heyecanı verecektir.
Ses: Sonu Olmayan Gece, alışılagelmiş fiziksel şiddet ögelerinden ziyade, "bilinmeyen tarafından izleniyor olma" korkusuna odaklanıyor. Filmi benzerlerinden ayıran yönü, ana karakterin sadece kendi canı için değil, hiç tanımadığı insanların hayatı üzerinden de sınanmasıdır. Senaryonun toplumsal bir hesaplaşmaya evrilmesi ve dijital mahremiyetin ne kadar kırılgan olduğunu göstermesi, filmi güncel ve düşündürücü kılıyor.
Anonim Tehdit: Dijitalleşen dünyada kimliğin ve güvenliğin yok oluşu.
Geçmişle Hesaplaşma: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalmayacağı gerçeği.
Manipülasyon: Korkunun, insanın iradesini nasıl ele geçirebileceği.
Klostrofobi: Güvenli liman olması gereken evin bir hapishaneye dönüşmesi.
Bu filmin yarattığı gergin atmosferi ve telefon temalı kurgusunu sevdiyseniz, bir kabinde mahsur kalan bir adamı anlatan Phone Booth veya kapalı bir mekânda geçen The Guilty filmlerine göz atabilirsiniz. Yerli sinemadan ise mekân ve gerilim odaklı yapısı ile Baskın veya gizem unsurlarının ön planda olduğu bir diğer macera filmi olan Av Mevsimi’ndeki bazı gerilim sekansları ilginizi çekebilir.
Film, düşük bütçeyle de etkileyici bir atmosfer yaratılabileceğinin kanıtı olarak düşük ışıklı ve minimalist bir set tasarımına sahip. Çekimler sırasında oyuncuların birbirleriyle olan etkileşimini artırmak için sahneler kronolojik sıraya yakın bir düzende çekilmiştir. Yusuf Özgü, senaryoyu yazarken insan psikolojisinin uç noktalarındaki tepkileri üzerine uzun araştırmalar yaptığını ifade etmiştir.
Film boyunca Özgür'ü yönlendiren sesin kimliği, hikâyenin temel gizemini oluşturduğu için finale kadar saklanmaktadır ve bu sesin etkisi ses mühendisliği ile güçlendirilmiştir.
Hayır, film kendi içinde başlayıp biten bağımsız bir hikâyedir; ancak türün meraklıları için benzer temalı projelerin öncüsü niteliğindedir.
Film tamamen gerçekçi bir zeminde ilerleyen psikolojik bir gerilimdir; korku unsurları cin veya ruh gibi varlıklardan değil, insan kötülüğünden ve bilinmezlikten beslenir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...