
Belgesel
Belgesel, 1931 yılında Alabama'da yaşanan gerçek bir olayı anlatır. Bir trende seyahat eden yaşları 13 ile 19 arasında değişen dokuz siyahi genç, iki beyaz kadına tecavüz etmekle suçlanır. Büyük Buhran'ın gölgesindeki Güney eyaletlerinde tansiyon çok yüksektir ve bu gençler, hiçbir somut kanıt olmamasına rağmen, öfkeli bir beyaz kalabalığın linç girişimi gölgesinde yargılanırlar.
Dava süreci boyunca gençlerin çoğu ölüme mahkum edilir. Ancak olay, sadece yerel bir dava olmaktan çıkarak uluslararası bir yankı uyandırır. Kuzeyli liberal avukatların ve Komünist Parti’nin müdahalesiyle dava defalarca temyize gider. Belgesel, bu dokuz gencin çalınan hayatlarını, Amerikan adalet sistemindeki derin çatlakları ve bu davanın modern sivil haklar hareketinin nasıl temelini attığını titizlikle inceler.
Yönetmenler Barak Goodman ve Daniel Anker, arşiv görüntüleri, döneme ait fotoğraflar ve hayatta kalan tanıklarla yapılan röportajları ustalıkla harmanlamıştır. 2000 yılında En İyi Belgesel dalında Oscar adaylığı kazanan yapım, sadece bir suç dosyası değil, aynı zamanda 1930'lar Amerika'sının sosyolojik bir haritasıdır.
Anlatımı o kadar güçlüdür ki, izleyici kendisini Alabama’nın o tozlu ve nefret dolu mahkeme salonlarında hisseder. Belgesel, "adaletin körlüğü" kavramının ırkçılık karşısında nasıl bir "körlüğe" dönüştüğünü, gerçekler apaçık ortadayken bile toplumun nasıl yalanlara tutunabildiğini sarsıcı bir dürüstlükle sergiler.
Tarih ve Hukuk Meraklıları: Amerikan hukuk sisteminin gelişimini ve "adil yargılanma hakkı" gibi kavramların nasıl kazanıldığını görmek isteyenler.
İnsan Hakları Aktivistleri: Irkçılıkla mücadelenin tarihsel kökenlerini merak edenler.
Belgesel Tutkunları: Gerçek bir hikâyenin, kurgu filmlerden çok daha sarsıcı olabileceğini bilenler.
Bu belgeseli izlemek için en büyük sebep, bugün bile dünyanın pek çok yerinde karşılaşılan "ön yargı" ve "sistemik adaletsizlik" meselelerinin kökenini anlamaktır. Scottsboro, masumiyetin politik çıkarlar ve ırksal nefret arasında nasıl ezildiğini gösterir. Ayrıca, davayı savunan avukatların ve sivil toplumun verdiği mücadelenin, daha sonra gelecek olan Rosa Parks ve Martin Luther King Jr. gibi isimlerin yolunu nasıl açtığını görmemizi sağlar.
Irksal Adaletsizlik: Deri renginin, mahkeme kararını kanıtlardan daha çok etkilemesi.
Kitle Psikolojisi: Linç kültürü ve toplumun bir "düşman" yaratma ihtiyacı.
Siyasi Kullanım: Davanın farklı siyasi gruplar tarafından bir propaganda aracı haline getirilmesi.
Dayanıklılık: Haksız yere hapsedilen dokuz gencin yıllar süren hayatta kalma mücadelesi.
Bu dava, ABD Yüksek Mahkemesi'nin "yetersiz savunma" ve "jürilerde ırk ayrımcılığı yapılamayacağı" gibi konularda emsal kararlar almasını sağlamıştır.
Harper Lee'nin ünlü klasiği Bülbülü Öldürmek (To Kill a Mockingbird) romanındaki Tom Robinson davası, büyük ölçüde bu gerçek olaydan esinlenilmiştir.
Belgesel, 2013 yılında tüm eyalet tarafından resmi olarak "af" edilen bu gençlerin itibarının iadesine giden yolda toplumsal hafızayı tazeleyen en önemli yapımdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...