
Dram
Belgesel, Bağdat’ta on yaşındaki oğlu Sari ile yaşayan bir annenin mücadelesine odaklanır. Sari, hastanede kendisine yapılan hatalı bir kan nakli sonucu HIV virüsü kapmıştır. Ancak savaşın pençesindeki Irak’ta sağlık sistemi çökmüş, ilaç bulmak imkânsız hale gelmiş ve bürokrasi aşılmaz bir duvar olmuştur.
Sari’nin annesi, oğlunun her geçen gün zayıflayan bedenini hayatta tutabilmek için ihtiyaç duyduğu ilaçları ve yardımı alabilmek amacıyla Bağdat’ın tozlu yollarında hastaneden hastaneye, ofisten ofise koşar. Belgesel, sadece bir hastalığı değil; savaşın sadece bombalarla değil, sessizce ölen çocuklarla ve çaresiz bırakılan annelerle nasıl bir yıkım yarattığını anlatır. James Longley’nin yönettiği yapım, politikanın uzağında, en saf ve acı dolu haliyle bir anne-oğul dramıdır.
Sari’nin Annesi, 2008 yılında En İyi Kısa Belgesel dalında Oscar adaylığı kazanmıştır. Yönetmen James Longley (daha önce Iraq in Fragments ile tanınan), kamerasını bir gözlemci gibi kullanarak izleyiciyi annenin yanına, o çaresiz bekleyişlerin içine yerleştirir. Filmde hiçbir dış ses (anlatıcı) bulunmaz; sadece Sari’nin zayıf sesi, annenin bitmek bilmeyen çabası ve Bağdat’ın hüzünlü atmosferi vardır. Bu yapım, belgesel sinemanın "insani tanıklık" görevini yerine getiren en başarılı yapımlar arasındadır.
Savaşın insani maliyetini rakamların ötesinde görmek isteyenler, anne-çocuk bağının gücüne tanıklık etmek isteyenler ve Orta Doğu’nun gerçek yüzüne ilgi duyan her sinemasever bu belgeseli izlemeli. Eğer "Savaş bittiğinde geriye ne kalır?" sorusuna dair dürüst bir cevap arıyorsanız, bu 21 dakikalık yapım size çok ağır ama gerekli bir tecrübe sunacaktır. Sosyal adalet ve sağlık hakları üzerine düşünenler için de sarsıcı bir örnektir.
Bu belgeseli izlemek için en büyük sebep, Sari’nin annesinin o inanılmaz direncine şahit olmaktır. Film, bir annenin "hayır" cevabını asla kabul etmeyişini ve çocuğunun gözlerindeki ışık sönmesin diye verdiği sessiz savaşı iliklerinize kadar hissettiriyor. Savaşın makro siyaseti yerine mikro trajedisine odaklanması, filmi zamansız ve evrensel bir acının simgesi haline getiriyor.
Anne Sevgisi ve Fedakârlık: Çıkmaz sokaklarda bile çocuğuna bir yol açmaya çalışan annelik içgüdüsü.
Sağlık Sisteminin Çöküşü: Savaşın sağlık hizmetlerini nasıl lüks bir imkâna dönüştürdüğü.
Görünmez Kurbanlar: Savaşın doğrudan ateş hattında olmayan ama onun yarattığı yıkım yüzünden ölen çocuklar.
Bürokratik Kayıtsızlık: İnsan hayatının evraklar ve prosedürler arasında nasıl kaybolduğu.
Bu belgeselin sunduğu ham gerçekliği sevdiyseniz, yönetmenin bir diğer başyapıtı olan Iraq in Fragments veya Suriye’deki bir hastaneyi anlatan The Cave ilginizi çekebilir. Benzer bir hak mücadelesi için Oscar ödüllü Freeheld de başarılı yapımlar olarak listene eklenebilir.
Belgesel, James Longley’nin Irak’ta çektiği geniş bir görüntü arşivinin bir parçası olarak kurgulanmıştır.
Film, Sari’nin HIV/AIDS ile mücadelesini anlatırken aynı zamanda Irak toplumundaki bu hastalığa karşı olan derin damgalanmayı (stigma) ve bilgisizliği de arka planda hissettirir.
Sadece 21 dakika sürmesine rağmen, yarattığı duygusal etki ve sağladığı gerçeklik hissiyle sinema dünyasında uzun süre konuşulmuştur.
Toplam 1 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...