

Eve

Adam

Ian

Ava

Dr. Watson

Bilal

Christopher Marlowe

Scott

Flight Attendant

Taxi Driver, Detroit
Only Lovers Left Alive, asırlardır süregelen bir aşkın pençesinde, modern dünyanın yozlaşmışlığından kaçan iki sofistike vampirin, Adam ve Eve’in hikayesine odaklanıyor. Detroit’in terk edilmiş, tozlu sokaklarında içine kapanık bir hayat süren Adam, insanlığın sanattan ve bilimden uzaklaşarak birer "zombi"ye dönüşmesinden derin bir üzüntü duymaktadır. Müziğine ve anılarına sığınan bu melankolik ruh, hayatın anlamsızlığıyla boğuşurken, Tangier’de yaşayan hayat dolu eşi Eve onun imdadına yetişir.
İkilinin yüzyıllara dayanan dingin birlikteliği, Eve’in kontrolsüz ve vahşi kız kardeşi Ava’nın aniden çıkagelmesiyle sarsılır. Ava’nın modern dünyaya uyum sağlayamayan fevri tavırları, Adam ve Eve’in titizlikle kurduğu gizli düzeni tehdit ederken, film hayatta kalma içgüdüsünü romantik bir yıkım estetiğiyle birleştirir. Bu film, klasik korku ögelerinden ziyade, varoluşsal bir sancıyı ve entelektüel bir doygunluğu odağına alan sanat filmi janrının en naif örneklerinden biridir.
Tom Hiddleston, münzevi müzisyen Adam rolünde izleyiciyi adeta büyülüyor. Karakterinin içsel karanlığını ve insanlığa duyduğu derin hayal kırıklığını her bakışıyla hissettiren Hiddleston, alışılagelmiş vampir klişelerini yıkan kırılgan bir portre çiziyor. Tilda Swinton ise Eve karakteriyle, dünyanın tüm bilgisini ve zarafetini üzerinde taşıyan, zamansız bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Swinton’ın doğal ve mistik enerjisi, filmin ruhani atmosferini tamamlayan en önemli unsur.
Kadroda ayrıca çılgın kardeş Ava rolüyle Mia Wasikowska, hikayeye kaotik bir dinamizm katıyor. John Hurt ise Christopher Marlowe rolünde, tarihin tozlu sayfalarından fırlayıp gelmiş bir bilge olarak Adam ve Eve’in dünyasındaki edebi derinliği pekiştiriyor. Anton Yelchin ise saf ve meraklı Ian karakteriyle, bu ölümsüzler dünyasındaki yegane masum "zombi" temsilcisi olarak başarılı bir performans sergiliyor.
Jim Jarmusch, bu filmle tür sinemasını kendi minimalist ve şiirsel diliyle yeniden tanımlıyor. Tempo oldukça ağır olmasına rağmen, her kare bir tablo titizliğiyle işlenmiş. Detroit’in endüstriyel yıkımı ile Tangier’in egzotik dar sokakları arasındaki görsel kontrast, filmin melankolik tonunu besliyor. Müzik kullanımı ise filmin kalbi niteliğinde; analog tınılar ve ağır ritimler, izleyiciyi karakterlerin zamansız dünyasına hapsediyor. Bu yapım, bir vampir filminden ziyade, medeniyetin çöküşüne dair estetik bir ağıt niteliği taşıyor.
Hızlı aksiyon sahneleri veya korku dolu anlar bekleyenler için bu film doğru adres olmayabilir. Ancak, atmosfer odaklı hikayeleri seven, sinematografinin gücüne inanan ve karakter derinliğini önemseyen izleyiciler için bu yapım bir başyapıt. Özellikle yabancı film tutkunları ve Jim Jarmusch sinemasına aşina olanlar, bu melankolik yolculuktan büyük keyif alacaktır. Estetik bir görsellik ve felsefi alt metin arayanlar için kaçırılmaması gereken bir deneyim.
Film, vampir mitini kan dökme ritüellerinden arındırıp, onu birer "kültür koruyucusu" ve "entelektüel seçkin" seviyesine çıkarıyor. Müzik, edebiyat ve bilim tarihine yapılan sayısız gönderme, izleyiciyi bir hazine avına çıkarıyor. Ölümsüzlüğün bir lütuf değil, sevilen her şeyin yok oluşuna tanıklık etmenin getirdiği bir yük olduğunu bu kadar zarif anlatan çok az film var. Sadece Tilda Swinton ve Tom Hiddleston’ın arasındaki o eşsiz kimya bile izlemek için yeterli bir sebep.
Zamanın Yıkıcılığı: Yüzyıllar boyunca değişen dünyaya tanıklık etmenin getirdiği yorgunluk.
Sanat ve Bilim: İnsanlığın (zombilerin) elindeki değerleri nasıl tükettiği ve yok ettiği.
Ölümsüz Aşk: Mekan ve zamanın ötesinde, birbirini tamamlayan iki ruhun bağlılığı.
Yozlaşma: Saf olanın modern dünya tarafından kirletilmesi.
Eğer bu filmin kasvetli ama romantik havasını sevdiyseniz, yine bir Jarmusch eseri olan ve benzer bir minimalizm barındıran Paterson ilginizi çekebilir. Vampir türüne farklı bir estetik bakış açısı getiren A Girl Walks Home Alone at Night veya modern yalnızlığı bir uzaylı gözünden anlatan Under the Skin gibi dram filmleri listesine eklenebilecek yapımlar, benzer bir atmosferik doygunluk sunacaktır.
Filmin müzikleri bizzat yönetmen Jim Jarmusch ve grubu SQÜRL tarafından bestelendi.
Tilda Swinton ve Tom Hiddleston, karakterlerinin hayvanlarla olan bağını vurgulamak için çekimler boyunca kurt ve aslan yelelerini andıran peruklar taktılar.
Filmde Adam’ın evinde görülen tüm enstrümanlar ve bilimsel ekipmanlar, Jarmusch’un kişisel ilgisini yansıtan gerçek antika parçalardır.
Adam ve Eve, kendi yaratıcılıkları ve ölümsüzlükleri karşısında, modern insanların dünyayı ve kaynaklarını körü körüne tükettiğini, sanatı ve bilimi anlamadığını düşünmektedir. Bu duygusuz tüketim hali onları karakterlerin gözünde "yaşayan ölülere" yani zombilere dönüştürür.
Jarmusch, kan içmeyi bir şiddet eylemi değil, adeta bir uyuşturucu kullanımı veya kutsal bir ayin gibi resmeder. Karakterler kanı bir kadehte, büyük bir saygı ve hazla içerler; bu da onların sofistike doğasını pekiştirir.
Adam, asırlardır farklı kimlikler ardında gizlenerek müzik yapan dahi bir bestecidir. Modern dünyada bir "yeraltı rock efsanesi" olarak tanınsa da, o şöhretten kaçmayı ve sadece saf müziğiyle baş başa kalmayı tercih eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...