

Laura Brown

Virginia Woolf

Clarissa Vaughan

Leonard Woolf

Vanessa Bell

Nelly Boxall

Lottie Hope

Ralph Partridge

Doctor
Julian Bell
The Hours, Virginia Woolf’un ünlü eseri "Mrs. Dalloway" romanı etrafında şekillenen ve üç farklı nesli birbirine bağlayan bir hikâyeyi anlatır. 1923 yılında Virginia Woolf, ağır bir depresyonla mücadele ederken başyapıtını yazmaya başlar. 1951 yılında, İkinci Dünya Savaşı sonrası Los Angeles'ında mutsuz bir evliliğin pençesinde olan Laura Brown, bu romanı okurken hayatının anlamını sorgulamaya başlar. 2001 yılında ise New Yorklu yayıncı Clarissa Vaughan, AIDS ile mücadele eden eski sevgilisi ve şair dostu Richard için bir parti hazırlığındadır; ancak Richard ona kendi hayatının "Mrs. Dalloway"i olduğunu hatırlatır.
Film, tek bir günün içine sığdırılmış bu üç farklı hayatın arasındaki görünmez bağları ilmek ilmek işler. Kadınların toplum tarafından kendilerine biçilen rollerden kaçış çabaları, içsel yalnızlıkları ve yaşama tutunma ya da hayattan vazgeçme arasındaki ince çizgi, lirik bir dille anlatılır. Zamanlar arası geçişler, karakterlerin paylaştığı ortak duygular ve benzer seçimler üzerinden akarken, izleyiciyi insan ruhunun en karanlık ve en derin köşelerine bir yolculuğa çıkarır.
Nicole Kidman, Virginia Woolf rolünde geçirdiği fiziksel değişim ve karakterin melankolisini yansıtan donuk ama derinlikli performansıyla kariyerinin zirvesine ulaşmış ve bu rolüyle Oscar kazanmıştır. Julianne Moore, 1950’lerin mükemmeliyetçi ama içten içe parçalanan ev kadını Laura Brown rolünde, sessiz çığlıklarını bakışlarıyla anlatan muazzam bir oyunculuk sergiliyor.
Meryl Streep, günümüzün modern dünyasında duygusal bir yükün altında ezilen Clarissa Vaughan karakterine büyük bir enerji ve kırılganlık katıyor. Ed Harris, ölümü bekleyen bir sanatçının çaresizliğini ve öfkesini Richard karakteriyle iliklerimize kadar hissettirirken; Toni Collette ve Claire Danes gibi isimler yardımcı rollerde hikâyenin duygusal yoğunluğunu destekleyen performanslar sunuyorlar.
Yönetmen Stephen Daldry, Michael Cunningham’ın ödüllü romanını sinemaya aktarırken zaman algısını ustaca yönetiyor. Filmin kurgusu o kadar akıcıdır ki, izleyici üç farklı dönem arasında kaybolmak yerine bu kadınların tek bir ruhun farklı yansımaları olduğunu hisseder. Philip Glass’ın hipnotik ve etkileyici müzikleri, filmin hüzünlü atmosferini tamamlayan en önemli unsurdur. Yapım, kadın psikolojisine ve varoluş krizine dair yapılmış en dürüst ve estetik açıdan en yetkin işlerden biri kabul edilir.
Edebiyatın sinemadaki güçlü yansımalarını sevenler ve derinlikli karakter analizlerinden hoşlanan izleyiciler bu yapımı mutlaka izlemeli. Eğer psikolojik derinliği olan, melankolinin bir sanat eserine dönüştüğü aile filmi kalıplarının dışındaki sarsıcı dramları seviyorsanız, The Hours sizi derinden etkileyecektir. Kadın hakları, toplumsal roller ve mental sağlık üzerine düşündüren bu biyografi dokulu kurgu, entelektüel bir seyir deneyimi arayanlar için idealdir.
Bu film, hayata devam etme cesareti üzerine yazılmış sessiz bir şiir gibidir. Üç dev kadın oyuncunun aynı karede olmasalar bile nasıl birbirlerini tamamladıklarını görmek eşsiz bir deneyim sunar. Sadece Virginia Woolf’un yaratım sürecine tanık olmak için bile izlenebilecek olan yapım, hayatın sıradan anlarının aslında ne kadar büyük trajediler veya umutlar barındırabileceğini hatırlatması bakımından benzersizdir.
Yalnızlık ve İzole Olma: Kalabalıkların içinde bile hissedilen derin ruhsal yalnızlık.
Varoluşsal Kriz: Hayatın amacını sorgulama ve kendi kimliğini bulma mücadelesi.
Kadınlık ve Özgürlük: Farklı dönemlerde kadınların üzerindeki toplumsal baskılar ve kaçış arzusu.
Yaşam ve Ölüm: Hayata tutunmak için bir sebep bulma veya onurlu bir vazgeçiş arasındaki seçim.
Bu filmin duygusal dokusunu ve kurgusal zekasını sevdiyseniz, yine Woolf ile bağlantılı olan Orlando veya bir kadının iç dünyasına odaklanan Notes on a Scandal (Skandal Notları) filmlerine bakabilirsiniz. Karakterlerin hayatlarının kesiştiği çoklu anlatımları seviyorsanız Babel veya Magnolia da ilginizi çekebilir. Ayrıca, psikolojik dram türünde Sylvia da benzer bir biyografik derinlik sunar.
Nicole Kidman, Virginia Woolf’u canlandırmak için takma burun takmış ve karakterin yazı stilini öğrenebilmek için haftalarca sol eliyle yazı yazma alıştırması yapmıştır.
Filmdeki sahnelerin kurgusu sırasında kullanılan müziklerin çoğu, Philip Glass'ın daha önceki eserlerinden esinlenilerek yeniden bestelenmiştir.
Michael Cunningham’ın romanı aslında adını Virginia Woolf’un "Mrs. Dalloway" için düşündüğü ilk isimden almaktadır.
Virginia Woolf bölümleri gerçek biyografik detaylara dayanırken, Laura ve Clarissa karakterleri kurgusaldır ancak Woolf’un romanındaki karakterlerin ve temaların modern yansımaları olarak tasarlanmıştır.
İsim, bir insanın hayatının sadece büyük olaylardan değil, her biri ayrı bir ağırlık taşıyan sıradan saatlerin toplamından oluştuğunu simgeler.
Filmde de işlendiği üzere, Woolf uzun yıllar ağır depresyon ve bipolar bozuklukla mücadele etmiş, hastalıklarının hem kendisine hem de eşine yük olduğunu hissederek yaşamına son vermeyi seçmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...