

Jiminy Cricket (voice)

Geppetto

Pinocchio (voice)

Signore Rizzi

Blue Fairy

Signora Vitelli

Sofia the Seagull (voice)

'Honest' John (voice)

Headmaster

Stromboli
Guillermo del Toro'nun Pinokyo'su, bildiğimiz çocuk masalını alıp 1930'ların İtalya'sına, Benito Mussolini’nin faşist rejiminin yükseldiği bir döneme taşıyor. Hikâye, marangoz Geppetto'nun savaşta kaybettiği oğlu Carlo’nun yasını tutarken, bir sarhoşluk ve keder anında çam ağacından bir çocuk yontmasıyla başlar. Mavi Peri’nin dokunuşuyla canlanan bu tahta kukla, dünyayı saf bir merakla keşfetmeye hazırdır.
Ancak bu Pinokyo, sadece bir yalan söyleyince burnu uzayan bir çocuk değil; itaat etmenin erdem sayıldığı bir toplumda "aykırı" duran bir varlıktır. Savaş çığırtkanlığı yapan askeri kamplar, baskıcı bir kilise ve kuklacı Kont Volpe'nin açgözlülüğü arasında sıkışan Pinokyo, babasının sevgisini kazanmaya çalışırken aslında ne demek olduğunu keşfeder. Film, klasik anlatıyı bir fantastik dram potasında eriterek, kusurlu olmanın ve ölümlülüğün güzelliğine dair derin bir masal sunar.
Filmin seslendirme kadrosu, karakterlerin ruhunu derinleştiren dev isimlerden oluşuyor. Geppetto'ya hayat veren David Bradley, yaslı bir babanın kırılganlığını ve sevgisini sesine muazzam bir şekilde yansıtırken; Pinokyo'yu seslendiren genç yetenek Gregory Mann, karaktere ihtiyaç duyulan o bitmek bilmeyen enerjiyi ve masumiyeti veriyor.
Anlatıcı koltuğundaki Sebastian J. Cricket (Cırcır Böceği) karakterine ise Ewan McGregor hayat veriyor. Christoph Waltz, şeytani Kont Volpe rolünde adeta devleşirken; Tilda Swinton hem Ölüm hem de Orman Ruhu karakterlerine o kendine has, mistik dokusunu katıyor. Cate Blanchett'in bir maymun olan Spazzatura’ya sadece ses efektleriyle kattığı karakter derinliği ise oyunculuk dersi niteliğindedir.
Guillermo del Toro ve Mark Gustafson tarafından yönetilen bu stop-motion animasyon, el emeğinin ve sanatın zirvesidir. CGI teknolojisinin hakim olduğu bir çağda, her karesi titizlikle işlenmiş bu fiziksel dünya, izleyiciye dokunabileceği kadar gerçek bir atmosfer sunuyor. Del Toro, kendi sinematografik evreninden alışık olduğumuz "canavarların insancıllığı" temasını burada Pinokyo üzerinden ustalıkla işliyor.
Filmin temposu, duygusal anlar ile gerilimli sekanslar arasında mükemmel bir denge kuruyor. Alexandre Desplat’nın müzikleri, hikâyenin hem masalsı hem de hüzünlü yanını besleyen en önemli unsurlardan biri. Bu yapım, sadece çocuklar için değil, yetişkinlerin de ruhuna hitap eden, melankolisi yüksek bir sanat eseri.
Görsel sanatlara ilgi duyanlar, stop-motion tekniğinin sınırlarını merak edenler ve karanlık temalı masallardan hoşlananlar için bu film bir başyapıttır. Eğer aile filmi kategorisinde ama içi boş olmayan, felsefi derinliği bulunan yapımlar arıyorsanız doğru yerdesiniz. Ayrıca Guillermo del Toro filmleri hayranıysanız, yönetmenin canavarlara ve dışlanmışlara duyduğu şefkati bu filmde en saf haliyle bulacaksınız.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, Disney'in şeker pembe versiyonlarından tamamen sıyrılıp masalın özündeki sert ve gerçekçi temalara odaklanmasıdır. Pinokyo, mükemmel bir evlat olmaya çalışmak yerine, kendin olmanın önemini anlatır. Faşizm eleştirisiyle harmanlanmış bu büyüme hikâyesi, stop-motion animasyonun ulaştığı son noktayı görmek isteyen her sinemaseverin koleksiyonunda bulunmalıdır.
İtaat vs. Özgür İrade: Faşist bir düzende "iyi bir asker" olmak ile "iyi bir insan" olmak arasındaki fark.
Baba-Oğul İlişkisi: Kusurlu bir babanın yas süreci ve bir evladın kabul görme çabası.
Ölümlülük: Yaşamın anlamının, bir gün sona erecek olmasında saklı olduğu gerçeği.
Eğer bu filmin atmosferini ve karanlık masal anlatımını sevdiyseniz, del Toro’nun bir diğer başyapıtı olan Pan’s Labyrinth (Pan'ın Labirenti) filmini mutlaka izlemelisiniz. Stop-motion tekniğindeki başarısı için Coraline (Koralin ve Gizli Dünya) veya Tim Burton imzalı Corpse Bride (Ölü Gelin) harika alternatiflerdir. Ayrıca savaşın masumiyet üzerindeki etkisini işleyen Ateşböceklerinin Mezarı da benzer duygusal yoğunlukta bir öneridir.
Filmin tamamlanması, yapım aşamasındaki teknik zorluklar ve bütçe arayışları nedeniyle yaklaşık 15 yıl sürmüştür.
Stop-motion animatörleri, kuklaların hareketlerini o kadar detaylı işlemiştir ki; Pinokyo'nun ahşap olduğu için eklemlerindeki hafif "tıkırtılar" bile hissedilir.
Film, 95. Akademi Ödülleri'nde "En İyi Animasyon Filmi" Oscar’ını kazanarak başarısını taçlandırmıştır.
Bu versiyon, 19. yüzyıl yerine 20. yüzyılın savaş dolu İtalya'sında geçer ve masalı daha karanlık, politik ve varoluşçu bir pencereden ele alır.
Film bir "aile filmi" olsa da, ölüm, savaş ve faşizm gibi ağır temalar içerir. Küçük çocuklar için bazı sahneler ürkütücü olabilir; bu nedenle ebeveyn eşliğinde izlenmesi önerilir.
Del Toro’nun yorumunda Pinokyo’nun "gerçek" bir çocuğa dönüşmesi, onun benzersizliğini kaybetmesi anlamına gelirdi. Film, olduğu gibi kabul edilmenin fiziksel bir değişimden çok daha değerli olduğunu vurgular.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...