

Orlando

Shelmerdine

The Khan

Archduke Harry

Sasha

Nick Greene / Publisher

Queen Elizabeth I

Mr. Pope

King William of Orange

Countess
Orlando, Virginia Woolf’un aynı adlı yenilikçi romanından uyarlanan, sinema tarihinin en sıra dışı yolculuklarından birini konu alıyor. Hikâye, 16. yüzyıl İngiltere’sinde, Kraliçe I. Elizabeth’in genç ve asilzade Orlando’ya "asla yaşlanmaması" emrini vermesiyle başlar. Bu gizemli lütuf ya da lanet, Orlando’nun dört yüz yıl sürecek olan epik serüveninin kapılarını aralar. Orlando, yüzyıllar boyunca şiirden siyasete, aşktan yalnızlığa kadar pek çok farklı deneyimden geçerken ne yaşlanır ne de zamanın ruhuna boyun eğer.
Filmin en çarpıcı dönüm noktası ise Orlando’nun bir sabah kadın olarak uyanmasıdır. Bu değişim, karakterin özündeki ruhu değiştirmezken, toplumun ona bakışını ve sahip olduğu hakları kökten sarsar. 1600’lerde bir erkek olarak başladığı hayatına 1990’larda modern bir kadın olarak devam eden Orlando’nun hikâyesi, cinsiyet rollerinin ve toplumsal beklentilerin ne kadar değişken, insan ruhunun ise ne kadar sabit olduğunu lirik bir dille anlatır.
Tilda Swinton, Orlando rolünde sinema tarihinin en ikonik performanslarından birini sergiliyor. Swinton’ın androjen güzelliği ve karakterin hem erkek hem de kadın evrelerindeki kusursuz geçişleri, filmin inandırıcılığını sağlayan en temel unsur oluyor. Bakışlarıyla dördüncü duvarı yıkarak doğrudan seyirciyle kurduğu bağ, Orlando’nun iç dünyasını kelimelere dökmeden anlamamızı sağlıyor.
Kraliçe I. Elizabeth rolünde karşımıza çıkan Quentin Crisp, bu tercihle filmin cinsiyet esnekliği temasına harika bir vurgu yapıyor. Billy Zane ise Orlando’nun hayatındaki tutkulu bir dönemi temsil eden Shelmerdine rolünde hikâyeye romantik bir derinlik katıyor. Performanslar, filmin masalsı ve yer yer sürreal yapısıyla büyük bir uyum içinde sergileniyor.
Yönetmen Sally Potter, Woolf’un "uyarlanamaz" denilen eserini, her karesi bir tabloyu andıran görsel bir şölene dönüştürüyor. Film, sadece bir dönem draması değil, aynı zamanda felsefi bir deneme niteliği taşıyor. Renk paleti, mekan kullanımları ve kostümler, her yüzyılın ruhunu ustalıkla yansıtırken yönetmen, zamanın akışını doğrusal bir çizgiden çıkarıp rüya gibi bir atmosfere taşıyor. Orlando, kimlik meselesine getirdiği cesur yorum ve geleneksel anlatı kalıplarını yıkan yapısıyla, bağımsız sinemanın en değerli taşlarından biri olarak kabul ediliyor.
Sanat sinemasına ilgi duyanlar, felsefi derinliği olan hikâyeleri sevenler ve sinemada estetik mükemmellik arayanlar için bu film bir zorunluluktur. Eğer toplumsal cinsiyet rolleri üzerine düşünmeyi seviyor ve biyografi hissiyatı veren ama hayal gücünün sınırlarını zorlayan yapımlardan keyif alıyorsanız Orlando sizi büyüleyecektir. Aynı zamanda edebiyat uyarlamalarına farklı ve yaratıcı bir perspektiften bakmak isteyen izleyiciler bu dram ve fantastik karışımı eseri mutlaka listesine eklemelidir.
Bu yapım, insanın özünün dış görünüşten veya zamandan bağımsız olduğunu en zarif şekilde kanıtlayan filmlerden biridir. Tilda Swinton’ın eşsiz oyunculuğu ve filmin hipnotize edici görselliği, izleyiciyi alışılmışın dışında bir deneyime davet eder. "Aynı kişi, sadece farklı bir cinsiyet" cümlesinin altını dolduran bu yolculuk, bireyin kendi olma çabasını tarihsel bir panorama eşliğinde sunar.
Ölümsüzlük ve Zaman: Zamanın fiziksel olarak etkilemediği bir bedende ruhun olgunlaşma süreci.
Cinsiyet Akışkanlığı: Kadınlık ve erkeklik rollerinin toplumsal inşası ve bu sınırların anlamsızlığı.
Bireysel Özgürlük: Mülkiyetten ve toplumsal beklentilerden arınarak kendi benliğini bulma arayışı.
Sanat ve Edebiyat: Şiirin ve yaratıcılığın, insanın zaman içindeki tutunma noktası olması.
Bu filmin şiirsel atmosferini sevdiyseniz, yine bir Virginia Woolf uyarlaması olan ve üç farklı kadının hayatını iç içe anlatan Saatler (The Hours) filmini izlemelisiniz. Ayrıca, estetik dili ve tarihsel dokusuyla öne çıkan Yorgos Lanthimos imzalı Sarayın Gözdesi (The Favourite), farklı bir tonda olsa da benzer bir atmosfer sunar. Daha modern bir platform filmi arayanlar için ise kimlik sorgulamalarını merkezine alan yapımlar ilginizi çekebilir.
Film, düşük bir bütçeyle çekilmesine rağmen kostüm ve sanat yönetimi dallarında iki Oscar adaylığı kazanmayı başarmıştır.
Tilda Swinton’ın çekimler boyunca giydiği kostümlerin bazıları, dönemin orijinal kumaşları ve teknikleri taklit edilerek haftalarca süren el işçiliğiyle hazırlanmıştır.
Çekimler İngiltere, Özbekistan ve Rusya dahil olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde gerçekleştirilmiştir.
Virginia Woolf’un bu kitabı, yazarın sevgilisi Vita Sackville-West’e yazılmış "edebiyattaki en uzun ve en büyüleyici aşk mektubu" olarak bilinir.
Filmde ve kitapta bu değişim için tıbbi bir açıklama sunulmaz. Bu, metaforik bir dönüşümdür; Orlando’nun ruhunun hem eril hem de dişil deneyimleri tatması gerektiğini ve insanın özünün cinsiyetten bağımsız olduğunu simgeler.
Orlando’nun doğrudan kameraya bakarak izleyiciyle konuşması, onun ölümsüz ve zamanın ötesinde bir gözlemci olduğunu hissettirir. Bu yöntem, izleyiciyi Orlando’nun sırdaşı ve yol arkadaşı konumuna getirir.
Hayır, filmin sonunda Orlando’yu 20. yüzyılın sonlarında, geçmişin yüklerinden arınmış, kendi çocuğuyla ve teknolojiyle iç içe modern bir kadın olarak görürüz. O, değişen dünyaya uyum sağlayan ebedi bir ruhtur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...