
Dram

Gretta Conroy

Gabriel Conroy

Mr. Browne

Aunt Kate
Aunt Julia

Mary Jane

Freddy Malins

Mr. Bergin
Lily

Mrs. Malins
1904 yılının Dublin’inde, karlı bir Epifani gecesinde geçen hikâye, Morkan kız kardeşlerin gelenekselleşmiş yıllık yemeğine odaklanır. Müzik, dans ve kahkahaların eksik olmadığı bu gece, İrlanda burjuvazisinin ve entelektüel kesiminin bir portresini çizer. Gabriel Conroy ve eşi Gretta da bu davetin misafirleri arasındadır. Dışarıda lapa lapa kar yağarken, içerideki sıcak atmosferde İrlanda kültürü, siyaset ve sanat üzerine uzun sohbetler edilir.
Ancak gecenin sonunda duyulan hüzünlü bir şarkı, Gretta’nın zihninde geçmişin kapılarını aralar. Eve döndüklerinde, Gretta’nın yıllar önce kendisi için ölen genç bir aşığının hatırasıyla sarsılması, Gabriel’i kendi evliliği ve varoluşu üzerine derin bir muhakemeye sürükler. Film, coşkulu bir kutlamayla başlayıp, kar tanelerinin sessizliğinde insanın kendi yalnızlığı ve kaçınılmaz sonuyla yüzleştiği sarsıcı bir finale doğru ilerler.
Gretta Conroy karakterine hayat veren Anjelica Huston, karakterinin içsel fırtınalarını ve geçmişe duyduğu özlemi sadece bakışlarıyla anlatarak kariyerinin en duru performanslarından birini sergiliyor. Eşi Gabriel rolündeki Donal McCann ise, kendine güvenen bir entelektüelden, karısının geçmişi karşısında küçülen ve hayata dair büyük gerçeği kavrayan bir adama dönüşümü muazzam bir sakinlikle yansıtıyor.
Kadrodaki diğer oyuncular, İrlanda tiyatro geleneğinden gelen isimlerden seçilmiştir; bu da filmdeki akşam yemeği sekanslarına benzersiz bir sahicilik katar. Her bir karakter, sadece birer davetli değil, İrlanda’nın o dönemki toplumsal yapısının canlı birer yansıması olarak performanslarını sergilerler.
John Huston, bu filmi çektiğinde ağır hastaydı ve oksijen maskesine bağlı olarak yönetmen koltuğunda oturuyordu. Bu durum, filmin yaşam ve ölüm temalarına olan yaklaşımını çok daha dokunaklı ve kişisel bir seviyeye taşıyor. Filmin temposu, bir vals müziği gibi ağır ama büyüleyici bir ritme sahip. Huston, Joyce’un zorlu metnini sinemaya aktarırken kelimelerin gücünü görüntünün zarafetiyle birleştirmiş. Bu yapım, sinema tarihinde çekilmiş en iyi edebiyat uyarlamalarından biri ve nitelikli dram filmleri dendiğinde akla gelen ilk eserlerden biridir.
Edebiyatın sinemadaki derinliğini hissetmek isteyenler ve aksiyondan ziyade diyalogların ve atmosferin gücüne inanan izleyiciler bu filmi mutlaka görmeli. İnsan ruhunun derinliklerine inen, melankolik ve felsefi bir yolculuk arayanlar için Ölüler, eşsiz bir deneyim sunacaktır. Eğer karakter odaklı, dönem atmosferi yüksek ve ruhu besleyen yapımlardan hoşlanıyorsanız, bu film tam size göre.
Bu film, sadece bir hikâye anlatmıyor; izleyiciye yaşamın kısalığını ve geçmişin şimdiki zaman üzerindeki silinemez izlerini hissettiriyor. Finaldeki o meşhur iç ses sekansı, sinema tarihinin en etkileyici sonlarından biridir. İnsanların fiziksel olarak hayatta olsalar bile duygusal olarak nasıl "ölü" olabileceklerini veya ölenlerin anılarla nasıl yaşamaya devam ettiğini anlamak için bu filmi izlemelisiniz.
Yaşam ve Ölüm: Yaşayanların dünyası ile ölülerin dünyası arasındaki geçişgenlik.
Anılar ve Pişmanlıklar: Geçmişte yarım kalmış aşkların ve söylenememiş sözlerin ağırlığı.
Milli Kimlik ve Gelenek: 20. yüzyıl başı İrlanda toplumunun kültürel değerleri.
Yalnızlık: Kalabalıklar içinde bile insanın kendi iç dünyasında yaşadığı tek başınalık.
James Joyce uyarlamalarına ilginiz varsa, yine Dublin sokaklarında geçen Bloom filmini inceleyebilirsiniz. Ayrıca, benzer bir hüzün ve karakter derinliği taşıyan, yaşlılık ve vedalaşma temalı Sarayın Rüzgarı (The Remains of the Day) bu filmin yarattığı duygusal boşluğu doldurabilecek nitelikte bir yapımdır.
Yönetmen John Huston, filmin kurgusunu tamamladıktan kısa bir süre sonra hayatını kaybetmiştir; bu nedenle film onun "kuğu şarkısı" olarak kabul edilir. Senaryo, John Huston'ın oğlu Tony Huston tarafından yazılmış, başrolde ise kızı Anjelica Huston yer almıştır; bu da filmi bir aile yadigarı haline getirmektedir. Film, son derece kısıtlı bir mekânda geçmesine rağmen izleyiciyi asla boğmayan dâhiyane bir sanat yönetimine sahiptir.
Film, James Joyce'un meşhur "Dublinliler" (Dubliners) adlı öykü kitabının son ve en uzun hikâyesi olan "Ölüler"den uyarlanmıştır.
Kar, film boyunca hem ölümü hem de tüm İrlanda'yı ve insanları eşitleyen, her şeyin üzerini örten kaçınılmaz sonu simgelemektedir.
Ne yazık ki hayır; Huston filmin tamamlandığını görmüş ancak vizyona girmesinden kısa bir süre önce vefat etmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...