

Ibrahim

Ömer

Cevdet

Elif

Ahmet

Uyuyan Ögrenci

-

-

-
-
Ömer, hayatı hem kariyer hem de evlilik anlamında dağılmak üzere olan bir adamdır. Yıllardır görüşmediği babası İbrahim’in son isteğini yerine getirmek için onunla birlikte memleketleri olan köye doğru yola çıkar. İbrahim'in vasiyeti, öldüğünde köyün tepesindeki, kendisinin diktiğini iddia ettiği "Nuh Ağacı"nın altına gömülmektir. Ancak bu isteğin önünde devasa bir engel vardır: Köylüler, o ağacın Nuh Peygamber tarafından dikilen kutsal bir "Nuh Ağacı" olduğuna inanmakta ve orayı bir tür ibadet yeri olarak görmektedir.
Baba ve oğul tepeye vardıklarında, sadece köylülerin sert direnciyle değil, aynı zamanda geçmişin tozlu sayfalarıyla da yüzleşirler. İbrahim, ağacı kendi diktiğini kanıtlayıp "hakkı olanı" geri almaya çalışırken; Ömer, babasının bitmek bilmeyen inatçılığı ile köylülerin körü körüne bağlılığı arasında sıkışıp kalır. Film, bir mezar yeri kavgası üzerinden aidiyet, yalanlar, gerçekler ve kuşaklar arası çatışmayı melankolik bir dille anlatıyor.
Filmin en büyük gücü, oyuncularının sergilediği devleşen performanslardan geliyor:
Haluk Bilginer: İbrahim karakterinde, ölümü bekleyen bir adamın inatçılığını, pişmanlıklarını ve sertliğini her mimiğiyle hissettiriyor. Bilginer, karakterin o hem itici hem de acınası halini kusursuz bir dengede sunuyor.
Ali Atay: Ömer rolünde, babasına duyduğu öfke ile ona olan mecburiyeti arasındaki sıkışmışlığı harika yansıtıyor. Ali Atay’ın bu dramatik performansı, onun komedi dışındaki yetkinliğini de bir kez daha kanıtlıyor.
Hande Doğandemir: Ömer’in hamile eşi rolünde, hikâyeye modern dünya ve gelecek perspektifinden bir bakış açısı katarak dramatik yapıyı güçlendiriyor.
Cenk Ertürk’ün ilk uzun metrajlı filmi olmasına rağmen, son derece olgun ve etkileyici bir yönetmenlik vizyonuyla karşılaşıyoruz. Film, minimalizmi ve ağır temposuyla Nuri Bilge Ceylan sinemasını anımsatsa da, kendine has bir gerilim ve mizah damarına sahip. Sinematografik açıdan sisli dağ manzaraları ve köyün kasvetli havası, karakterlerin iç dünyasındaki karmaşayı mükemmel bir şekilde görselleştiriyor. Tribeca Film Festivali gibi prestijli platformlardan ödüllerle dönen yapım, yerli sinemanın son yıllardaki en nitelikli örneklerinden biri.
Sakin akan, diyalog odaklı ve karakter analizine dayalı "sanat filmi" (arthouse) türünden hoşlananlar için bu film bir mücevher değerinde. Baba-oğul ilişkilerinin karmaşıklığını ve taşra hayatındaki muhafazakâr-bürokratik yapıyı merak eden her sinemasever izlemeli. Eğer hızlı aksiyon yerine ruhsal bir derinlik ve etik sorgulamalar arıyorsanız, Nuh Tepesi sizi içine çekecektir.
Film, izleyiciye "Gerçek, çoğunluğun inandığı şey midir, yoksa somut kanıtlar mı?" sorusunu sorduruyor. Toplumun kutsallara atfettiği değerler ile bireysel hakların çatışmasını, ajitasyona kaçmadan, son derece dürüst bir yerden anlatıyor. Haluk Bilginer ve Ali Atay’ın karşılıklı sahnelerindeki o gerilimi ve hüzünü görmek bile bu dram şaheserini izlemek için yeterli bir sebep.
Baba ve Oğul Çatışması: Affedilemeyen geçmiş ve kaçınılmaz olan vedalaşma süreci.
Kutsallık ve Mülkiyet: İnançların, bireylerin somut gerçeklerinin önüne geçmesi.
Hakikat Arayışı: Yıllar sonra ortaya çıkan gerçeklerin, kurulu düzeni nasıl sarstığı.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...