

-

-

-

-

-

-

-
-
-
-
Türk sinemasının en ikonik ve dokunaklı aşk dramlarından biri olan yapım, piyanist ve şarkıcı olan Ümit’in, hayatının aşkı Leyla’yı kaybetme sürecini konu alıyor. Ümit ve Leyla, büyük bir tutkuyla birbirlerine bağlıyken, araya giren yanlış anlaşılmalar, sınıfsal engeller ve kötü niyetli insanların oyunları sonucunda yolları ayrılır. Leyla, çaresizlik ve kırgınlık içinde bir başkasıyla evlenmeye karar verir.
Filmin en can alıcı noktası ise, Ümit’in sevdiği kadının düğününde piyanist olarak görev yapmasıdır. Kendi aşkının cenazesi sayılan o düğünde, en sevilen şarkıları seslendirmek zorunda kalan bir adamın ruhsal çöküşü, izleyiciyi derin bir hüzne sürükler. Nikah masasına oturan gelinin gözyaşları ile piyano başındaki aşığın isyanı arasında gidip gelen hikaye, kaderin acımasız cilvelerini ve imkansız bir aşkın trajik sonunu Yeşilçam’ın en etkileyici diliyle anlatır.
Filmin başrolünde, o dönem şarkılarıyla tüm Türkiye’yi kasıp kavuran Ümit Besen yer alıyor. Besen, sadece sesiyle değil, karakterin içine düştüğü o büyük acıyı ve vakur duruşu yansıtan performansıyla da sinemaseverlerin kalbinde yer edinmiştir. Kendi adıyla canlandırdığı karakterde, piyanosunun tuşlarına her vuruşunda izleyiciye aşkın en saf ve en yaralı halini hissettirmeyi başarır.
Ban Alkan, Leyla rolünde zarafeti ve duygusal geçişleriyle hikayenin dramatik yükünü başarıyla sırtlar. Mutluluğu ararken kendisini bir trajedi içinde bulan genç kadının çaresizliğini başarıyla yansıtan Alkan, Ümit Besen ile olan ekran uyumuyla dikkat çeker. Yan rollerde yer alan tecrübeli isimler ise, zengin aile yapısı ve entrikacı karakter tiplemeleriyle hikayenin çatışma noktalarını güçlendirerek izleyiciyi ekran başına kilitler.
Temel Gürsu’nun yönetmenliğini üstlendiği yapım, 1980’li yılların başında yükselen "müzikal dram" akımının en güçlü temsilcilerinden biridir. Film, adını aldığı meşhur şarkının yarattığı duygusal atmosfer üzerine inşa edilmiştir. Sinematografik açıdan 80’lerin şatafatlı düğün salonlarını, hüzünlü Boğaz manzaralarını ve sanatçının içsel dünyasını yansıtan loş mekanları ustaca kullanır. Yeşilçam dramları içinde müzik ve hikayenin bu denli bütünleştiği nadir eserlerden biri olarak kabul edilir.
İmkansız aşk öykülerini, nostaljik şarkılar eşliğinde izlemeyi sevenler için bu film tam bir başyapıttır. Ümit Besen’in o eşsiz sesini ve "fantezi müzik" döneminin sinemadaki yansımalarını merak eden izleyiciler bu yapımdan büyük keyif alacaktır. Duygusal yoğunluğu yüksek, "ağlatan filmler" kategorisine ilgi duyan ve 80’li yılların o samimi atmosferini özleyen her yaştan nostalji tutkunu için kaçırılmaması gereken bir filmdir.
Bu film, sevilen birinin ellerinden kayıp gitmesini izlemenin ne demek olduğunu en çarpıcı sahnelerle anlattığı için izlenmelidir. Sinema tarihimize "Nikah Masası" şarkısını ve o meşhur düğün sekansını miras bırakan yapım, bir şarkının nasıl bir hayat hikayesine dönüşebileceğinin en somut kanıtıdır. Aşkın, gururun ve fedakarlığın iç içe geçtiği senaryosuyla, bugün bile izlendiğinde aynı duygusal etkiyi yaratabilmektedir. Sadece bir film değil, bir dönemin ruhunu, acılarını ve müzikal kimliğini yansıtan kült bir eser olması onu izlemeye değer kılan en önemli unsurdur.
İmkansız Aşk ve Ayrılık: Birbirini seven insanların kader ve engeller nedeniyle kavuşamaması.
İhanet ve Yanlış Anlaşılmalar: İnsan ilişkilerinde iletişimsizliğin ve dış müdahalelerin yarattığı yıkım.
Sanatın İyileştirici ve Acı Verici Gücü: Müziğin, bir insanın acısını haykırma biçimi olarak kullanılması.
Eğer Ümit Besen’in bu hüzünlü dünyasını sevdiyseniz, sanatçının bir diğer popüler yapımı olan Dostlar Sağolsun filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca benzer bir "düğün ve ayrılık" temasını işleyen Ferdi Tayfur klasiği Huzurum Kalmadı veya duygusal derinliğiyle ön plana çıkan Boynu Bükükler gibi drama filmleri de bu yapımla benzer duyguları paylaşan başarılı önerilerdir.
Film, Ümit Besen'in "Nikah Masası" şarkısının satış rekorları kırmasının ardından gelen yoğun talep üzerine çekilmiştir. Şarkı o kadar etkili olmuştur ki, filmin sahneleriyle birleşince 80'li yılların en büyük kültürel fenomenlerinden birine dönüşmüştür. Çekimler sırasında kullanılan lüks otel ve düğün sahneleri, o dönemin üst orta sınıf yaşam tarzına dair ilginç detaylar barındırır. Yapım, yayımlandığı yıl sinemalarda büyük kuyruklar oluşturmuş ve müzikal sinema tarihinde özel bir yer edinmiştir.
Evet, Ümit Besen gerçek bir piyanist ve sanatçı olduğu için filmdeki tüm piyano çalma ve şarkı söyleme sahneleri bizzat kendisi tarafından canlı performansla sergilenmiştir.
Şarkı önce bir albüm parçası olarak yayımlanmış, kazandığı devasa popülaritenin ardından şarkının hikayesi bir senaryoya dönüştürülerek film haline getirilmiştir.
Tabii ki Ümit’in, Leyla nikah masasında imza atarken piyano başında şarkısını hıçkırıklarla seslendirdiği final bölümü, Türk sinemasının en unutulmaz sahnelerinden biridir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...