
Film, Mississippi’de bir cezaevi çiftliğinden birbirlerine zincirlenmiş halde kaçan üç mahkumun hikâyesini anlatır: Grubun lideri ve her zaman saçlarını korumaya çalışan "Dapper Dan" hayranı Everett, saf kalpli Delmar ve asabi Pete. Everett, arkadaşlarını saklı bir defineye ulaşmak vaadiyle kaçmaya ikna etmiştir.
Bu üç kafadar, hazineye ulaşmaya çalışırken yolda birbirinden tuhaf karakterlerle karşılaşırlar: Kör bir tren yolu kehanetçisi, ruhunu şeytana satmış bir blues gitaristi, banka soyguncusu Baby Face Nelson, baştan çıkarıcı sirenler ve hatta tek gözlü bir dev (John Goodman). Yolculuk sırasında bir radyo istasyonunda gizlice kaydettikleri bir şarkı ("I Am a Man of Constant Sorrow"), onlar farkında olmadan eyaleti kasıp kavuran bir hit haline gelir. Film, fantastik bir yol hikâyesini kara mizah ve muazzam bir müzikal dokuyla harmanlar.
Coen Kardeşler'in favori oyuncularından oluşan kadro, unutulmaz performanslar sergiler:
George Clooney: Everett McGill rolünde, klasik Hollywood yıldızı karizmasını komedi yeteneğiyle birleştirerek kariyerinin en ikonik rollerinden birini sunar (Bu rolüyle Altın Küre kazanmıştır).
John Turturro ve Tim Blake Nelson: Everett'in talihsiz yol arkadaşları olarak harika bir kimya sergilerler.
John Goodman: Ürkütücü ama komik İncil satıcısı Big Dan Teague rolünde ekrana ağırlığını koyar.
Holly Hunter: Everett'in sabrı tükenmiş eşi Penny rolünde kısa ama etkili bir performans sergiler.
Film, teknik açıdan bir dönüm noktasıdır; sinema tarihinde tamamı dijital olarak renk düzenlemesi yapılan (digital intermediate) ilk uzun metrajlı filmdir. Bu sayede Mississippi manzaraları, 1930'ların tozlu ve sararmış fotoğraflarını andıran, büyüleyici bir sepya tonuna bürünmüştür.
Coen Kardeşler, klasik bir destanı yerel bir Amerikan masalına dönüştürürken din, siyaset ve ırkçılık gibi ağır konuları bile kendi özgü absürt mizah anlayışlarıyla ele alırlar. Filmin senaryosu ne kadar güçlüyse, müzikleri de o kadar baskındır. T-Bone Burnett tarafından hazırlanan ve geleneksel Amerikan folk, bluegrass ve gospel müziklerinden oluşan soundtrack, filmden daha çok satmış ve Grammy ödüllerini silip süpürmüştür.
Absürt mizahı sevenler, müzik odaklı filmlerden hoşlananlar ve Coen Kardeşler'in o kendine has sinema diline hayran olanlar için bu film bir zorunluluktur. Eğer bir yandan gülmek bir yandan da 1930'ların Amerikan kırsalında masalsı bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız, bu film tam size göredir.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, sinema tarihinin en iyi soundtrack kullanımlarından birine sahip olmasıdır. Film bittikten günler sonra bile kendinizi "I Am a Man of Constant Sorrow" şarkısını mırıldanırken bulabilirsiniz. Ayrıca George Clooney’nin alışılmışın dışındaki komik performansı ve Homeros'un epik destanına yapılan zekice göndermeler, filmi her izleyişte yeni bir detay keşfedilen bir esere dönüştürür.
Bu filmin tonunu ve mizahını sevdiyseniz, diğer Coen Kardeşler yapımları olan Raising Arizona (Arizona Bebek) veya The Big Lebowski (Büyük Lebowski) filmlerini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca müzikal atmosferi için Inside Llewyn Davis de harika bir tercih olacaktır.
Toplam 1 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...