

Lib Wright

Anna O'Donnell

Will Byrne

Kitty O’Donnell

Rosaleen O'Donnell

Maggie Ryan

Dr. McBrearty

Father Thaddeus

Sir Otway

Malachy O'Donnell
1862 yılında, İrlanda’nın kırsal ve muhafazakar bir bölgesinde geçen hikâye, İngiliz hemşire Lib Wright’ın (Florence Pugh) ilginç bir vakayı incelemek üzere bir köye çağrılmasıyla başlar. 11 yaşındaki Anna O'Donnell, aylardır hiçbir şey yemediğini ama buna rağmen mucizevi bir şekilde hayatta kaldığını iddia etmektedir.
Köylüler ve yerel dini liderler bunun Tanrı’nın bir lütfu olduğuna inanırken, Lib’in görevi kızı 15 gün boyunca gözetim altında tutarak bu "mucize"nin arkasındaki gerçeği ortaya çıkarmaktır. Ancak Lib, küçük kızın hayatının tehlikede olduğunu fark ettiğinde, hem toplumun katı inançlarıyla hem de Anna’nın ailesinin karanlık sırlarıyla yüzleşmek zorunda kalır. The Wonder, sadece bir gizem filmi değil, aynı zamanda kolektif travmalar ve hikâyelerin gücü üzerine sarsıcı bir incelemedir.
Film, özellikle başrolündeki devleşen performansla hafızalara kazınıyor:
Florence Pugh: Hemşire Lib Wright rolünde, rasyonel zihni ile merhametli kalbi arasında sıkışan güçlü bir kadını muazzam bir derinlikle canlandırıyor. Pugh, bu filmdeki performansıyla dönem dramalarındaki hakimiyetini bir kez daha kanıtlıyor.
Kila Lord Cassidy: Anna O'Donnell rolünde, yaşına göre inanılmaz derecede olgun ve etkileyici bir performans sergileyerek izleyiciyi karakterin gizemine hapsediyor.
Tom Burke: Lib’e gerçeği arayışında eşlik eden gazeteci Will Byrne rolünde yer alıyor.
Niamh Algar: Anna'nın annesi rolünde, dini adanmışlık ile anne şefkati arasındaki korkutucu dengeyi yansıtıyor.
Toby Jones: Köyün doktoru olarak kadroda yer alan usta isimlerden biri.
Yönetmen Sebastián Lelio (A Fantastic Woman), filmi çok ilginç bir şekilde, dördüncü duvarı yıkan bir girişle açıyor: Bir film setinde olduğumuzu hatırlatarak bize "hikâyelerin gücünü" sorgulatıyor. Bu editoryal tercih, filmin temasını destekleyen dahiyane bir dokunuş.
The Wonder, görsel olarak İrlanda’nın kasvetli, gri ve uçsuz bucaksız doğasını harika kullanıyor. Müzikleri ise huzursuz edici ve atmosferik, bu da gerilimi sürekli canlı tutuyor. Film, yavaş ilerleyen (slow-burn) bir tempoya sahip olsa da, finaline doğru evrildiği psikolojik gerilim düzeyi oldukça tatmin edici.
Eğer The Witch tarzı tekinsiz dönem atmosferlerini, inanç sorgulamalarını ve güçlü kadın karakter merkezli dramları seviyorsanız bu film tam size göre. Özellikle Florence Pugh hayranları için, oyuncunun karakterindeki o kararlı ve hüzünlü duruşu izlemek büyük bir keyif.
Bu yapımı izlemek için en büyük sebep, toplumun kendi yarattığı "mucizelere" inanmak için gerçeği nasıl kurban edebileceğini görmektir. Film, acı dolu bir geçmişin üstünü örtmek için dinin nasıl manipüle edilebileceğine dair cesur bir eleştiri sunuyor. Anna’nın zayıflayan bedeni ile Lib’in ona olan bağı, modern sinemanın en dokunaklı sahnelerinden bazılarını yaratıyor.
İnanç vs. Bilim: Kanıtlanabilir gerçekler ile körü körüne inanılan tabuların savaşı.
Kolektif Travma: Büyük İrlanda Kıtlığı sonrası toplumun taşıdığı suçluluk ve yas duygusu.
Hikâye Anlatıcılığı: Hayatta kalmak için kendimize ve başkalarına söylediğimiz yalanlar.
Fedakarlık: Bir çocuğun, ailesinin günahlarını temizlemek için kendini kurban etme psikolojisi.
Bu tarz atmosferik ve derinlikli dramları sevdiyseniz, yine bir gizemi ve inancı sorgulayan The Crucible (Cadı Kazanı) veya Florence Pugh’un yine harikalar yarattığı Lady Macbeth (2016) filmlerine göz atmalısınız. Ayrıca, psikolojik derinliğiyle St. Maud da başarılı bir film alternatifidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...