
Film, 17 Ağustos 1999 depreminin ardından Adapazarı'nda geçen gerçek bir yaşam öyküsüne dayanıyor. Şehrin fiziksel olarak yerle bir olması kadar, insanların ruhlarında açılan gediklere de odaklanıyor. Hikâye, çocukluklarından beri birbirine bağlı dört yakın arkadaşın deprem sonrası savrulan hayatlarını merkezine alıyor.
Artık şehir sadece beton yığını değil, aynı zamanda hayal kırıklıklarının ve çaresizliğin mekanıdır. Bu dört arkadaş; bir yanda depremin travmasıyla baş etmeye çalışırken, diğer yanda taşra hayatının boğucu kıskacından kurtulmak, kumarın, paranın ve tutkunun peşinde kendilerine yeni bir yol çizmek isterler. Ancak "sert bir taşra hikâyesi" olması nedeniyle, bu yol her zaman umuda çıkmaz. Film; suç, vicdan, sadakat ve kaybetmişlik duygularını deprem fonunda sarsıcı bir dille işler.
Filmin kadrosu, karakterlerin o yorgun ve hırçın ruh halini yansıtacak güçlü isimlerden oluşuyor:
Cem Davran: Alışık olduğumuz komedi rollerinden sıyrılıp, dramatik derinliği yüksek bir performans sergileyerek filmin lokomotifi oluyor.
İrem Altuğ: Taşranın dar kalıpları içinde sıkışmış kadın figürünü, etkileyici ve hüzünlü bir oyunculukla canlandırıyor.
Hakan Gerçek: Karakterlerin arasındaki çatışmayı ve gerilimi besleyen kilit bir rolde yer alıyor.
Ayça Bingöl: Yeteneğiyle filmin duygusal yükünü artıran önemli bir performans sunuyor.
Yönetmen ve senarist Ertekin Akpınar, bu yapımı bizzat "sert bir taşra filmi" olarak tanımlıyor. 1999 depremini sadece bir afet olarak değil, sosyolojik bir kırılma noktası olarak ele alıyor. 2009 yapımı film, alışılagelmiş parıltılı İstanbul hikâyelerinin aksine; çamurlu sokakların, izbe kahvehanelerin ve kaybedenlerin dünyasına giriyor. Sinematografik açıdan tercih edilen karanlık ve soğuk tonlar, deprem sonrası toplumun yaşadığı umutsuzluğu ve "kumar" metaforu üzerinden hayatın kendisini ne kadar büyük bir risk olduğunu başarıyla yansıtıyor.
Toplumsal gerçekçi sinemadan hoşlananlar, taşra edebiyatını andıran derinlikli dramları sevenler ve depremin insani boyutuna dair bir tanıklık izlemek isteyenler bu filmi kaçırmamalı. Eğer Zeki Demirkubuz veya Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki o melankolik ve gerçekçi damarı seviyorsanız, Melekler ve Kumarbazlar sizin için çok yerinde bir platform filmi seçeneği olacaktır.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, Türkiye’nin en büyük trajedilerinden birinin bireyler üzerindeki "ertesi gün" etkisini görmektir. Deprem anını değil, depremden sonra yaşamaya devam etme zorunluluğunun getirdiği ağırlığı anlatıyor. Cem Davran’ın oyunculuğundaki dönüşüm ve taşranın o tekinsiz atmosferi, izleyiciyi kolay kolay bırakmayan bir etki yaratıyor. Film, "kader" ve "tercihler" arasındaki o ince çizgiyi kumar masası üzerinden çok iyi sorguluyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...