

Charlotte

Béatrice

Abbey

Karl

Clara 3000

Claude-Emmanuelle

Félix

Mica

Anatole

Paul
Bir film setinde, cadıların yakılma sahnesi üzerine çalışan bir ekibin içindeki gerilim, teknik aksaklıklar ve ego savaşları kontrolden çıkmaya başlar. Yönetmen koltuğundaki Béatrice Dalle ve başrol oyuncusu Charlotte Gainsbourg, çekimler sırasında sadece karakterlerinin acılarını değil, aynı zamanda set arkasındaki manipülasyonun ve bitmek bilmeyen tacizlerin yarattığı stresi de omuzlarlar. Setteki herkesin kendi ajandasının olduğu bu kaotik ortamda, çekim süreci fiziksel ve ruhsal bir işkenceye dönüşür.
Film, sinemanın kutsallığını ve aynı zamanda yıkıcılığını sorgulayan deneysel bir yapıya sahip. Gaspar Noé, ekranı ikiye bölerek (split-screen) izleyiciyi aynı anda farklı bakış açılarına hapsediyor. Set içindeki gürültü, karmaşa ve renklerin giderek agresifleşmesiyle birlikte, hikâye bir film çekiminden ziyade duyusal bir ayine evriliyor. Bu gerilim ve dram yüklü yapım, izleyiciyi ışığın hem aydınlatıcı hem de kör edici gücüyle yüzleştiriyor.
Filmin merkezinde, Fransız sinemasının iki cesur ismi Charlotte Gainsbourg ve Béatrice Dalle yer alıyor. İkilinin filmin başındaki uzun ve doğaçlama olduğu hissedilen sohbeti, sinema dünyasındaki kadın olma deneyimine dair sarsıcı ipuçları veriyor. Charlotte Gainsbourg, setteki tacizlere ve karmaşaya karşı gösterdiği kırılgan ama dirençli duruşuyla filmin duygusal çapası oluyor.
Béatrice Dalle ise, setin kontrolünü kaybetmek üzere olan hırslı yönetmen rolünde ham bir enerji sergiliyor. Abbey Lee ve kadrodaki diğer modellerin varlığı, moda dünyası ile sinema arasındaki o ince ve bazen sömürücü bağı temsil ediyor. Gaspar Noé’nin bu oyuncuları kendi isimleriyle kullanması, kurgu ile gerçeklik arasındaki sınırı iyice bulanıklaştırarak performansların etkisini artırıyor.
Gaspar Noé, bu yapımıyla izleyiciyi bir "seyirci" olmaktan çıkarıp, setin o klostrofobik ve stresli atmosferine bir "maruz kalan" haline getiriyor. Sadece 51 dakika süren film, süresinden beklenmeyecek kadar yoğun bir görsel ve işitsel saldırı niteliğinde. Özellikle finaldeki stroboskopik ışık kullanımı ve ses tasarımı, Noé’nin "provokatör" kimliğini bir kez daha kanıtlıyor. Lux Æterna, geleneksel bir olay örgüsü sunmak yerine, sinemanın fiziksel etkisini test eden bir manifesto gibi çalışıyor.
Gaspar Noé sinemasına aşina olan, deneysel anlatımlardan korkmayan ve sinemanın sınırlarını zorlayan yapımları sevenler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer yabancı film seçkilerinde görselliğin hikâyenin önüne geçtiği ve izleyiciyi fiziksel olarak sarsan eserler arıyorsanız, bu yapım tam size göre. Ancak ışığa karşı hassasiyeti (epilepsi gibi) olan izleyiciler için bu platform filmi ciddi bir uyarı barındırıyor.
Film, sinema sanatının yaratım sürecindeki acıyı, kaosu ve "cadı avı" metaforu üzerinden kadına yönelik baskıyı benzersiz bir dille anlattığı için izlenmeli. Noé’nin teknik dehası, split-screen kullanımı ve renk paleti, modern sinemada eşine az rastlanır bir estetik sunuyor. Kısa süresine rağmen, izleyicinin algılarıyla bu denli oynayabilen ve akılda kalıcı sahneler yaratan çok az film bulunuyor.
Yaratım Sancısı: Bir sanat eserinin ortaya çıkış sürecindeki kaotik ve bazen yıkıcı dinamikler.
Cadı Avı ve Misojini: Tarihsel cadı yakma temasının, modern film setindeki kadın üzerindeki baskıyla paralelliği.
Işık ve İllüzyon: Sinemanın temel taşı olan ışığın hem kutsal bir araç hem de bir işkence aleti olarak kullanımı.
Güç Dinamikleri: Setteki yönetmen, oyuncu ve yapımcı arasındaki manipülatif ilişkiler.
Bu filmin yarattığı duyusal saldırıyı ve deneysel yapıyı sevdiyseniz, Gaspar Noé’nin bir diğer görsel şöleni olan Climax veya set atmosferindeki gerilimi işleyen Berberian Sound Studio filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca bir film setindeki kaosu anlatan Fellini'nin 8½ yapımı, çok daha farklı bir tonda olsa da benzer temaları işler.
Film, aslında bir moda markası olan Saint Laurent için bir reklam projesi olarak başlamış ancak Noé tarafından 51 dakikalık bir orta metraj filme dönüştürülmüştür.
Filmin final sekansı, izleyicilerde fiziksel bir tepki yaratmak amacıyla tasarlanmış aşırı yoğun stroboskopik ışık efektleri içerir.
Prömiyerini Cannes Film Festivali'nde yapan yapım, Noé’nin sinema tarihindeki büyük yönetmenlere (Dreyer, Fassbinder, Godard) olan saygı duruşlarıyla doludur.
Klasik bir korku filmi olmasa da, yarattığı klostrofobik atmosfer, ses kullanımı ve izleyiciyi huzursuz eden görsel diliyle bir psikolojik gerilim ve duyusal korku deneyimi sunar.
Noé, bu teknikle setteki eşzamanlı kaosu yansıtmayı ve izleyicinin dikkatini iki farklı odak noktası arasında bölerek karakterlerin yaşadığı kafa karışıklığını hissettirmeyi amaçlamıştır.
Filmin özellikle açılışındaki sohbetlerin büyük ölçüde oyuncuların kendi deneyimlerine dayanan doğaçlamalardan oluştuğu bilinmektedir, bu da filme belgeselvari bir samimiyet katar.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...