
Lübbey’in Laneti, İzmir’in Ödemiş ilçesinde bulunan ve terk edilmiş yapısıyla gizemli efsanelere konu olan tarihi Lübbey köyünde geçiyor. Film, bir grup arkadaşın bu ıssız köye dair meraklarının trajik bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmesini konu alıyor. Köyün sessiz sokaklarında yankılanan eski bir beddua, kahramanlarımızın attığı her adımda daha da somutlaşarak onları karanlık bir labirentin içine çekiyor.
Hikâye, sadece görsel bir korku sunmakla kalmıyor; aynı zamanda köylülerin neden burayı terk ettiğine dair mistik ve metafiziksel katmanları da aralıyor. Sakin başlayan yolculuk, gece çöktüğünde yerini açıklanamaz doğaüstü olaylara bırakırken, karakterlerin kendi içsel korkularıyla da yüzleşmek zorunda kaldığı bir psikolojik gerilime evriliyor.
Filmin kadrosunda Metin Yücel, Teoman Gelmez ve Özlem Yıldız gibi isimler yer alıyor. Oyuncular, karakterlerin yaşadığı yoğun korku ve panik duygusunu izleyiciye geçirme konusunda sahici bir performans sergiliyor. Özellikle kapalı alanlarda geçen sahnelerde, oyuncuların sergilediği klostrofobik tepkiler filmin gerilim dozunu yukarı çekiyor.
Metin Yücel’in canlandırdığı karakterin olaylara şüpheci yaklaşımı ile diğer ekip üyelerinin yaşadığı spiritüel kırılmalar arasındaki denge, hikâyenin inandırıcılığını destekliyor. Yan rollerdeki karakterlerin köyün geçmişiyle kurduğu bağlar, oyunculukların alt metnini zenginleştiren detaylar arasında bulunuyor.
Yönetmen koltuğunda Metin Yücel’in oturduğu yapım, atmosfer yaratma konusunda oldukça başarılı. Mekânın kendisinin bir karakter gibi kullanılması, filmin en güçlü yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. Klasik korku filmi elementlerini yöresel motiflerle harmanlayan yönetmen, ses tasarımı ve ışık oyunlarıyla izleyiciyi sürekli bir teyakkuz halinde tutmayı başarıyor. Temponun özellikle ikinci yarıda hızlanması, final sahnesine kadar merak unsurunu canlı tutuyor.
Anadolu korku kültürüne ve cinli/büyülü temalara ilgi duyan izleyiciler için bu yapım ideal bir tercih. Gerçek mekânlarda çekilen hikâyelerden hoşlanan ve atmosferik gerilimi kanlı sahnelerin önünde tutan sinemaseverler, bu yerli korku deneyiminden keyif alacaktır.
Filmi izlemek için en büyük sebep, Türkiye’nin en gizemli yerlerinden biri olan Lübbey köyünün doğal ve ürpertici set ortamıdır. Stüdyo efektlerinden ziyade, gerçek bir terk edilmişliğin verdiği o doğal tekinsizlik hissi, izleyiciyi hikâyenin içine çok daha hızlı çekiyor. Yerel efsanelerin sinematografik bir dille buluşması, türün meraklıları için özgün bir seyirlik sunuyor.
Geçmişin Gölgesi: Geçmişte işlenen günahların veya yapılan hataların yıllar sonra geri dönmesi.
İzolasyon: Issız bir mekânda yardım alamadan kalmanın yarattığı çaresizlik.
Doğaüstü Adalet: İnsan iradesinin ötesindeki güçlerin müdahalesi.
Eğer bu filmin atmosferini sevdiyseniz, benzer şekilde Anadolu’nun karanlık tarafına odaklanan Siccin veya Büyü gibi kült yapımlara göz atabilirsiniz. Ayrıca mekân kullanımı açısından Dabbe serisi de bu türe ilgi duyanlar için yakın bir deneyim sunacaktır.
Filmin çekimleri, gerçekten de "Hayalet Köy" olarak anılan İzmir’deki Lübbey köyünde yapıldı. Çekimler sırasında set ekibinin de köyün ağır ve gizemli havasından etkilendiği, bazı sahnelerin gerçekçiliğini artırmak için doğal ışıktan ve mekânın kendi dokusundan maksimum düzeyde faydalanıldığı biliniyor. Film, vizyona girdiği dönemde bölgeye olan turistik merakı da dolaylı yoldan artırmıştır.
Film, köy halkı arasında dilden dile dolaşan bazı yerel efsanelerden ve köyün terk edilişine dair anlatılan gizemli hikâyelerden esinlenerek kurgulanmıştır.
Film daha çok psikolojik gerilim ve doğaüstü olaylar üzerine kuruludur; ancak türü gereği bazı yüksek gerilimli ve korku dozu yüksek sahneler barındırmaktadır.
Lübbey köyü İzmir’in Ödemiş ilçesindedir. Günümüzde içinde sadece birkaç kişinin yaşadığı, büyük bölümü harabe halindeki tarihi evlerden oluşan gerçek bir yerleşim yeridir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...