
Film, 1930'ların sonunda sürrealist sanatçıların ve moda dünyasının parlayan yıldızı olan Lee Miller’ın (Kate Winslet), Avrupa’yı pençesine alan Nazi karanlığına karşı sessiz kalmayı reddedişini konu alır. Miller, kamerasını bir silah gibi kuşanarak müttefik kuvvetlerin yanına, en ön cepheye gider.
Ellen Kuras, Miller’ın sadece savaşın fiziksel yıkımını değil, toplama kamplarının dehşetini ve Hitler’in özel banyosunda çektirdiği o meşhur protest fotoğrafın arkasındaki psikolojik süreci de ustalıkla işliyor. Kate Winslet, Miller'ın inatçı, korkusuz ama içten içe yaralı ruhunu muazzam bir derinlikle yansıtıyor. Andy Samberg'in şaşırtıcı derecede başarılı dramatik performansı ve Alexander Skarsgård'ın varlığı, hikâyenin duygusal katmanlarını daha da güçlendiriyor.
Kate Winslet'in Adanmışlığı: Winslet, karakterin fiziksel yorgunluğunu ve tanık olduğu dehşetin ruhundaki izlerini adeta her sahneye kazıyor.
Tarihsel Doğruluk: Film, Lee Miller’ın gerçek fotoğraflarından esinlenen sahneleriyle izleyiciyi 1940’ların Avrupa’sına, barut ve çamur kokulu siperlere götürüyor.
Andy Samberg Sürprizi: Komedi dünyasından tanıdığımız Samberg, fotoğrafçı David E. Scherman rolünde kariyerinin en ciddi ve etkileyici işlerinden birini çıkarıyor.
Görsel Dil: Ellen Kuras (ki kendisi Eternal Sunshine of the Spotless Mind'ın görüntü yönetmenidir), her kareyi bir fotoğraf sanatçısının titizliğiyle kurgulayarak görsel bir şölen sunuyor.
Unutulan Kahramanları Keşfetmek İçin: Tarihin tozlu raflarında kalmış, ancak cesaretiyle bugünün gazeteciliğine yön vermiş bir kadının hikâyesine tanık olmak için.
Savaşın İnsani Yüzü: Sadece cephedeki çatışmaları değil, savaşın geride bıraktığı travmaları ve bir sanatçının bu travmalarla başa çıkma yöntemlerini görmek için.
Güçlü Bir Biyografi Arayanlara: Oscar tadında oyunculuklar ve prodüksiyon kalitesiyle harmanlanmış, gerçekçi bir dram arayanlar için ideal.
Toplam 2 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...