
Dram
Kurban Olduğum, 1980 yılında çekilen ancak dönemin şartları ve sansür süreçleri nedeniyle 1982 yılında vizyona girebilen, dramatik derinliği yüksek bir yapım. Film, Anadolu’nun sert coğrafyasında, feodal yapının ve törelerin kıskacında sıkışmış insanların hikayesini anlatır.
Başkarakter, geleneklerin dayattığı ağır yükler ve imkansızlıklar içinde hayata tutunmaya çalışırken, bir yandan da saf ve büyük bir aşkın peşinden sürüklenir. Filmin adı, bir sevda sözü olmanın ötesinde, bu düzende "kurban edilen" hayatları ve duyguları simgeler. Senaryosunda Onat Kutlar gibi edebiyatımızın ve sinemamızın dev bir isminin imzasının bulunması, filmi sıradan bir köy dramından çıkarıp, sosyolojik gözlemleri olan nitelikli bir sanat eserine dönüştürür.
Filmin başrollerinde, birbirine zıt ama ekran uyumu oldukça yüksek iki isim yer alıyor:
Suna Yıldızoğlu: Avrupai güzelliğiyle tanınan sanatçı, bu filmde Anadolu kadınının dramını ve içsel gücünü büyük bir başarıyla sergileyerek oyunculuk yeteneğinin ne kadar geniş olduğunu kanıtlıyor.
Nizamettin Ariç: Müzisyen kimliğiyle de tanınan Ariç, karaktere kattığı doğal ve içten yorumla hikayenin inandırıcılığını pekiştiriyor.
Yardımcı Kadro: Filmde yer alan diğer karakter oyuncuları, kırsal yaşamın sertliğini ve mahalle baskısını yansıtan performanslarıyla atmosferi güçlendiriyorlar.
Yönetmen Şahin Gök, ilk uzun metrajlı işlerinden biri olan bu filmde, Onat Kutlar’ın edebi senaryosunu görsel bir şölene dönüştürüyor. 1980’lerin başındaki Türkiye’nin toplumsal sancılarını, bir aşk hikayesi üzerinden okumak mümkün. Filmin vizyon tarihinin 1982 olması, o dönem sinema üzerindeki baskıların ve değişimlerin de bir göstergesi niteliğinde. Görüntü yönetimi ve mekan seçimiyle Anadolu’nun melankolik havası izleyiciye iliklerine kadar hissettiriliyor.
Bu yapım, özellikle 1980 sonrası Türk sinemasının "toplumsal gerçekçi" damarını merak edenler ve Onat Kutlar’ın kaleminden çıkan hikayelerin derinliğini sevenler için kaçırılmaması gereken bir eser. Suna Yıldızoğlu’nun en farklı performanslarından birine tanıklık etmek isteyenler ve sinemanın toplumsal sorunlara ayna tuttuğu dönemlere ilgi duyan sinemaseverler bu dram filminden etkilenecektir.
Film, insanın gelenekler ve sistem karşısındaki çaresizliğini, ancak bu çaresizlik içinde bile sönmeyen umudunu ve sevdasını çok duru bir dille anlatıyor. Onat Kutlar ve Şahin Gök iş birliğinin yarattığı o yoğun atmosfer, bugünün hızlı ve yüzeysel yapımlarından sıkılanlar için gerçek bir "sinema" deneyimi vaat ediyor. Anadolu’nun sessiz çığlığını duymak için bu film mutlaka izlenmeli.
Töre ve Birey: Toplumsal kuralların, bireyin mutluluğu ve özgürlüğü üzerindeki ezici etkisi.
İmkansız Aşk: Sert coğrafi ve sosyal şartlar altında yeşermeye çalışan saf bir sevda.
Feodal Düzen: Anadolu’daki toprak ve güç ilişkilerinin insan hayatı üzerindeki belirleyiciliği.
Fedakarlık: Sevilen uğruna "kurban" olmayı göze alan bir ruh hali.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...