

Beau Wassermann

Mona Wassermann

Grace

Roger

Toni

Jeeves

Elaine Bray

Young Mona

Teen Beau

Teen Elaine
Beau Wassermann, her şeyden ve herkesten korkan, ileri derecede anksiyete sahibi ve yalnız bir adamdır. Hayatını felç eden bu korkuların merkezinde ise baskın ve varlıklı annesi Mona ile olan sorunlu ilişkisi yer alır. Babasının ölüm yıl dönümünde annesini ziyaret etmek için yola çıkmaya hazırlanan Beau, evinin anahtarlarını ve bavulunu gizemli bir şekilde çaldırınca kendisini durdurulamaz bir aksilikler silsilesinin içinde bulur.
Annesinin ani ve trajik ölüm haberini almasıyla birlikte Beau’nun eve dönüş çabası, mantık sınırlarını zorlayan gerçeküstü bir maceraya dönüşür. Sokaklardaki kaostan ormanlardaki tiyatro topluluklarına, animasyon evrenlerinden devasa aile sırlarının saklandığı tavan aralarına kadar uzanan bu yolculukta Beau, geçmişindeki travmalarla ve annesinin üzerindeki bitmek bilmeyen gölgesiyle yüzleşmek zorunda kalır. Her adımda "Korktuğum şey gerçekten orada mı, yoksa sadece zihnimin bir oyunu mu?" sorusuyla boğuşur.
Filmin kalbinde, kariyerinin en savunmasız ve fiziksel olarak zorlayıcı performanslarından birini sergileyen Joaquin Phoenix yer alıyor. Phoenix, Beau’nun çocuksu ürkekliğini ve sürekli tetikte olan halini o kadar etkileyici yansıtmış ki, izleyici üç saat boyunca onunla birlikte nefes nefese kalıyor. Annesi Mona karakterinde efsanevi Patti LuPone, annelik sevgisinin nasıl bir baskı ve suçluluk mekanizmasına dönüşebileceğini adeta ders niteliğinde bir oyunculukla sergiliyor.
Yardımcı kadroda ise Beau’yu misafir eden görünüşte yardımsever ama tuhaf çift rolünde Nathan Lane ve Amy Ryan, hikâyeye tekinsiz bir mizah katıyor. Genç Beau’yu canlandıran Armen Nahapetian’ın Joaquin Phoenix ile olan benzerliği ise filmin görsel tutarlılığını ve karakterin köklerine olan yolculuğunu güçlendiriyor.
Yönetmen Ari Aster, Hereditary ve Midsommar ile yakaladığı başarıyı bu kez çok daha kişisel, absürt ve sınır tanımayan bir projeye taşıyor. Yaklaşık üç saat süren yapım, geleneksel anlatı yapısını reddederek izleyiciyi bir "anksiyete simülasyonu" içine hapsediyor. Filmin temposu yer yer bir sürat treni kadar hızlı, yer yer ise bir kâbusun bitmek bilmeyen ağırlığında ilerliyor. Görüntü yönetimi ve prodüksiyon tasarımı, her karede bir detay veya sembol barındırarak filmi defalarca izlenmesi gereken bir sanat eserine dönüştürüyor.
Klasik sinema kalıplarından sıkılan, sürrealizmden hoşlanan ve psikolojik gerilim türünün en uç noktalarını merak edenler için bu film bir başyapıt niteliğinde. Ari Aster’in zihnine konuk olmak isteyenler, Joaquin Phoenix hayranları ve sinemada sembolizm okuması yapmayı seven izleyiciler bu deneyimi mutlaka yaşamalı. Ancak uyaralım; bu bir "rahatlama" filmi değil, izleyiciyi yoran ve sorgulatan bir meydan okumadır.
Beau Is Afraid, bir insanın kendi zihinsel hapishanesinden kaçma çabasını bugüne kadar görülmemiş bir görsellikle anlatıyor. Filmin ortasındaki animasyon sekansı ve finaldeki sarsıcı "yüzleşme" sahnesi, sinema tarihinin en özgün anlarından biri olarak hafızalara kazınıyor. Bir anne-oğul ilişkisinin nasıl bir trajediye, komediye ve korkuya aynı anda dönüşebileceğini görmek için bile izlenmeye değer.
Anne ve Suçluluk: Bir annenin sevgisinin aynı zamanda nasıl bir pranga ve vicdan azabı kaynağı olabileceği.
Anksiyete ve Paranoia: Dünyayı her an saldırıya uğrayacakmış gibi algılayan bir zihnin çarpık gerçekliği.
Babanın Yokluğu: Hiç tanınmayan bir baba figürünün yarattığı boşluk ve bu boşluğun canavarlaştırılması.
Kendini Gerçekleştirme: Kendi hikâyesinin kahramanı olamayan, sürekli başkalarının senaryosunda savrulan bir adamın dramı.
Eğer bu filmin yarattığı kafa karıştırıcı atmosferi sevdiyseniz, Charlie Kaufman imzalı I'm Thinking of Ending Things veya Darren Aronofsky'nin Mother! filmi listenizin başında olmalı. Ayrıca anksiyete ve yalnızlık temaları için Punch-Drunk Love yine Joaquin Phoenix’in performansıyla iyi bir eşleşme olabilir.
Ari Aster, filmin temelini aslında 2011 yılında çektiği Beau adlı kısa filmine dayandırıyor. Projenin ilk adı Disappointment Blvd. olarak planlanmıştı ancak daha sonra başkarakterin ruh halini yansıtan mevcut isimde karar kılındı. Filmde yer alan gerçeküstü tiyatro sekansı için aylar süren bir animasyon ve dekor hazırlığı yapılmış, bu bölüm filmin bütçesinin önemli bir kısmını oluşturmuştur.
Tam olarak değil. Film korku, absürt komedi, macera ve dram türlerinin bir karışımıdır. Klasik bir korku filminden ziyade "rahatsız edici bir yolculuk" olarak tanımlanabilir.
Üç saate yakın süren film, Beau'nun hayatının farklı evrelerini ve bilinçaltındaki katmanları detaylıca işlemek için geniş bir zamana ihtiyaç duyuyor. Bu uzunluk, izleyicinin karakterin yorgunluğunu hissetmesi için bilinçli bir tercih.
Filmin finali sembolik bir yargılama sahnesiyle biter. Beau'nun fiziksel bir özgürlükten ziyade, hayatı boyunca kaçtığı gerçeklerle ve annesiyle nihai (ve yıkıcı) bir hesaplaşmaya girdiğini söyleyebiliriz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...