
Filmin merkezinde, hayatını her zaman kontrol altında tutmaya çalışan ama kalbine söz geçiremeyen Maggie bulunuyor. New York’ta bir üniversitede idari görevli olarak çalışan Maggie, bir gün anne olmaya karar verir ve bu süreci tek başına yönetmek için titiz bir plan hazırlar. Ancak tam bu sırada, evliliğinde mutsuz olan antropoloji profesörü ve yazar adayı John ile tanışması, Maggie's Plan için öngörülemeyen bir sapma olur.
Film, romantik komedi türünün klişelerini tersyüz ederek izleyiciyi şaşırtmayı başarıyor. Maggie, hayatının dizginlerini elinde tuttuğunu sandığı anda, John ile olan ilişkisi onu hiç tahmin etmediği bir geleceğe sürükler. Maggie's Plan sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda insanın kendi mutluluğunu inşa etme çabasının mizahi bir eleştirisidir. Greta Gerwig’in saf ama kararlı performansı, filmin samimiyetini artırıyor.
Rebecca Miller, Woody Allen filmlerini anımsatan ama kendine has bir tınısı olan bir atmosfer kuruyor. Julianne Moore’un hayat verdiği eksantrik Georgette karakteri, filmin mizah dozunu zirveye taşıyor. Bir noktadan sonra işler o kadar karmaşık bir hal alıyor ki, Maggie's Plan yeni bir aşamaya geçmek zorunda kalıyor: Eski eşleri tekrar bir araya getirme planı! Bu absürt ama bir o kadar mantıklı görünen hamle, filmi benzerlerinden ayırıyor.
Filmin sonuna doğru ilerlerken izleyici şu soruyu sormadan edemiyor: Hayat gerçekten planlanabilir mi? Maggie's Plan, bizlere en kusursuz planların bile hayatın küçük sürprizleri karşısında nasıl dağılabileceğini gösteriyor. Karmaşık karakter dinamikleri ve New York’un kış manzaraları eşliğinde, bu film modern aile kavramını ve arkadaşlık bağlarını zekice sorguluyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...