
Şehrin uzağında, yüksek duvarlarla çevrili lüks bir malikanede bir anne, bir baba ve üç yetişkin çocuk yaşamaktadır. Ancak bu evin dış dünya ile hiçbir bağı yoktur. Çocuklar, doğduklarından beri bu bahçenin dışına hiç çıkmamışlardır ve dışarısı hakkında bildikleri her şey babalarının onlara anlattığı yalanlardan ibarettir.
Babaları, çocukları üzerinde tam bir kontrol sağlamak için onlara kelimelerin anlamlarını çarpıtarak öğretir (Örneğin; "zombi" küçük sarı bir çiçek, "deniz" ise bir koltuktur). Çocuklara göre dışarıdaki en büyük tehlike "kedilerdir" ve dış dünyaya çıkabilmenin tek yolu, bir köpek dişinin düşmesidir. Ancak babanın eve getirdiği bir yabancının (Christina), ailenin bu izole ve yapay gerçekliğine sızmasıyla, kurulan bu hastalıklı düzen yavaş yavaş çatlamaya başlar.
Yorgos Lanthimos, bu filmle otoriteyi, aile yapısını ve dilin insan zihnini nasıl şekillendirdiğini buz gibi bir dille sorgular. Kynodontas, izlemesi zor, yer yer absürt bir komediye evrilen ama temelde dehşet verici bir sistem eleştirisidir. Film, "Bizi biz yapan şey gerçekten kendi özgür irademiz mi, yoksa bize öğretilen kavramlar mı?" sorusunu tokat gibi çarpar. Sinematografisi sabit kameralar ve donuk renklerle karakterlerin kapana kısılmışlığını mükemmel yansıtır.
Sıradışı sinema dillerinden hoşlanan, metaforlarla dolu hikâyeleri seven ve rahatsız edilmekten korkmayan sinefiller için bu film bir zorunluluktur. Eğer The Lobster veya The Favourite gibi Lanthimos filmlerini izlediyseniz, yönetmenin bu köklerine inen yapımı sizi büyüleyecektir. Ancak uyaralım: Film, ensest ve şiddet gibi oldukça tabu konuları soğukkanlılıkla işlediği için genel izleyici kitlesine hitap etmeyebilir.
Eşi Benzeri Olmayan Bir Hikâye: Sinema tarihinde benzerine az rastlanır bir kurgu ve atmosfere sahip olduğu için.
Otorite Eleştirisi: Diktatörlüklerin ve baskıcı sistemlerin insanı nasıl "evcilleştirdiğini" anlamak için.
Mizahın Karanlık Yüzü: Durumların absürtlüğü karşısında gülmekle dehşete düşmek arasında bırakan o tuhaf denge için.
Oscar Başarısı: Yunan sinemasının küresel çapta dikkatleri üzerine çekmesini sağlayan devrim niteliğinde bir iş olduğu için.
İzolasyon ve Kontrol: Dış dünyadan koparılan bireylerin manipülasyona ne kadar açık olduğu.
Dil ve Gerçeklik: Kelimelerin anlamları değiştikçe insanın dünyayı algılama biçiminin nasıl değiştiği.
Aile Kurumu: Ailenin kimi zaman koruyucu bir yuvadan ziyade, baskıcı bir hapishaneye dönüşebileceği.
Özgürlük Arzusu: Her ne kadar beyinleri yıkanmış olsa da, insanın içindeki o bastırılamaz keşfetme dürtüsü.
Film, 2009 Cannes Film Festivali'nde Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış) ödülünü kazanarak dünya çapında sükse yapmıştır.
Filmdeki dans sahnesi, sinema tarihinin en tuhaf ve ikonik anlarından biri olarak kabul edilir.
Yönetmen Lanthimos, bu filmi çekerken "Eğer bir baba, çocuklarını dış dünyadan korumak için ne kadar ileri gidebilir?" sorusundan yola çıkmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...