
1960'lı yılların sonunda, Kütahya’nın Tepecik köyünde geçen hikâye, iki genç arkadaşın sinemaya olan sarsılmaz aşkını anlatır:
Recep (İsmail Hakkı Taslak): Gündüzleri bir karpuz sergisinde çıraklık yapmaktadır.
Mehmet (Kadir Kaymaz): Bir berberin yanında çıraktır.
Bu iki çocuk, köylerinde terk edilmiş film karelerini toplar ve derme çatma bir projeksiyon makinesi yaparak "film oynatmayı" hayal ederler. Herkesin onlara "deli" gözüyle bakmasına, yoksulluğa ve ellerindeki kısıtlı imkanlara rağmen, karpuz kabuklarından gemiler yapmaya (yani imkansızı başarmaya) çalışırlar. Recep bir yandan da kasabanın kenar mahallesinde yaşayan Nihal’e (Boncuk Yılmaz) imkansız bir aşk beslemektedir.
Ahmet Uluçay, filmin doğallığını bozmamak için profesyonel oyuncular yerine çoğunlukla yerel halkı ve amatör isimleri tercih etmiştir:
İsmail Hakkı Taslak & Kadir Kaymaz: Oynadıkları karakterlerin heyecanını ve saflığını sanki rol yapmıyorlarmış gibi ekrana taşıyorlar.
Boncuk Yılmaz (Nihal): Kariyerine bu filmle başlayan oyuncu, Recep'in platonik aşkı rolünde çok etkileyicidir.
Ahmet Uluçay: Yönetmen, filmde küçük bir rolle de olsa kendi yarattığı bu evrene dahil olmuştur.
Sinemaya Yazılmış Bir Aşk Mektubu: Bu film, sinemanın sadece büyük stüdyolarda değil, bir çocuğun kalbinde de başlayabileceğini gösterir. Cinema Paradiso'nun (Cennet Sineması) Anadolu versiyonu gibidir.
Görsel Şiirsellik: Ahmet Uluçay, ışığı ve gölgeyi bir usta gibi kullanarak köy hayatını masalsı bir atmosfere büründürür.
Samimiyet: Filmde "oyunculuk" yoktur; hayatın kendisi vardır. Köy kahvesindeki diyaloglar, çocukların heyecanı ve taşranın o hüzünlü sessizliği çok gerçektir.
Ödüllerle Taçlanmış Bir Başarı: Film, İstanbul Film Festivali'nde En İyi Film ve San Sebastian Film Festivali'nde En İyi Yeni Yönetmen dahil olmak üzere yurt içi ve yurt dışında sayısız ödül kazanmıştır.
Hayalperestlik: Gerçekleşmesi imkansız görünen hayallerin peşinden gitmenin güzelliği.
Taşra Hayatı: Küçük bir kasabada çocuk olmanın verdiği kısıtlılıklar ve bu kısıtlılıklardan doğan yaratıcılık.
Masumiyet: Henüz televizyonun ve dijital dünyanın kirletmediği, bir film karesinin dünyalara bedel olduğu o saf zamanlar.
Yönetmen Ahmet Uluçay, bu filmi çekebilmek için yıllarca beklemiş ve senaryoyu kendi hayatından damıtmıştır. Filmin adı, boşa kürek çekmek gibi görünen ama aslında umudu temsil eden bir deyimden gelir. Maalesef Uluçay, ikinci uzun metrajlı filmi Bozkırda Deniz Kabuğu'nu tamamlayamadan hayata veda etmiştir.
Toplam 1 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...