
Dram

Işık

Orhan

Mehmet
Gürkan

Sevil

Zerrin

Işık's Father

Işık's Mother

Figen

Gül
Duygu Asena’nın yayımlandığı dönemde büyük yankı uyandıran ve tartışmalara yol açan aynı isimli kült eserinden uyarlanan film, başkahraman Işık’ın çocukluğundan yetişkinliğine uzanan hayat yolculuğuna odaklanır. Işık, küçük yaşlardan itibaren babasının baskıcı otoritesi altında ezilirken, büyüdüğünde ise bu otoritenin yerini kocası ve toplumun katı ahlak kuralları alır.
Nitelikli bir eğitim almasına ve modern bir yaşam sürmesine rağmen Işık, girdiği her ilişkide ve sosyal çevrede bir "özne" değil, bir erkeğin "eşi", "kızı" ya da "nesnesi" olarak görülür. Kendi arzuları, hayalleri ve fikirleri sürekli görmezden gelinen Işık, sonunda "kadının adının olmadığı" bu düzene karşı bayrak açar. Film, bir kadının hem duygusal hem de cinsel özgürlüğünü kazanma sürecindeki sancıları, uğradığı ihanetleri ve nihayetinde kendi ayakları üzerinde durma iradesini son derece dürüst bir dille ekrana taşır.
Filmin başrolünde, o dönem Türk sinemasında "kadın hakları ve özgürlüğü" dendiğinde akla gelen ilk isim olan Hale Soygazi yer alır. Soygazi, Işık karakterinin geçirdiği o büyük dönüşümü; bastırılmış genç kız halinden, sorgulayan ve isyan eden olgun kadına geçişini muazzam bir içsel oyunculukla sergiler.
Yardımcı kadroda yer alan Tarık Tarcan ve Aytaç Arman, Işık’ın hayatındaki farklı erkek modellerini (biri yakışıklı ama sığ, diğeri ise entelektüel ama bencil) canlandırarak toplumsal cinsiyet rollerindeki ikiyüzlülüğü başarıyla yansıtırlar. Filmin kadrosu, Duygu Asena’nın kalemindeki o keskin gözlemleri ete kemiğe büründüren usta bir ekipten oluşur.
Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini üstlendiği yapım, yönetmenin 80’li yıllarda çektiği "kadın odaklı" filmler serisinin en radikal halkalarından biridir. Film, sadece bir hayat hikayesi anlatmakla kalmaz; aynı zamanda dönemin Türkiye’sindeki orta sınıf aile yapısını, eğitim sistemini ve iş dünyasındaki gizli cinsiyetçiliği cerrah titizliğiyle analiz eder. Sinematografik olarak rüya ve gerçek arasında gidip gelen anlatımı, karakterin iç dünyasındaki karmaşayı güçlendirir. Feminist sinema tarihimizde bir milat olarak kabul edilir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları ve bireyin özgürleşme süreci üzerine kafa yoran herkes bu filmi mutlaka izlemeli. Duygu Asena’nın fikirlerinin sinemada nasıl hayat bulduğunu merak eden edebiyat severler ve Hale Soygazi’nin kariyerindeki en güçlü performansa tanık olmak isteyenler için kaçırılmaması gereken bir eserdir. Modernleşen Türkiye’nin arka planındaki "kadınlık hallerini" anlamak isteyen her sinemaseverin arşivinde bulunmalıdır.
Bu film, üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen kadının toplumdaki statüsü ve kendi ismini/kimliğini var etme mücadelesi hala güncel olduğu için izlenmelidir. "Mutlu son" algısını zengin bir koca veya evlilik üzerinden değil, kadının kendi bağımsızlığı üzerinden kurmasıyla dönemine göre devrimci bir duruş sergiler. Atıf Yılmaz’ın incelikli rejisiyle birleşen hikaye, izleyiciyi kendi hayatındaki görünmez baskıları sorgulamaya iter. Türk sinemasının tabuları yıkan en dürüst ve cesur yapımlarından biri olması onu değerli kılar.
Kimlik Arayışı: Bir kadının, başkalarının tanımlamalarından kurtularak kendi benliğini inşa etme çabası.
Ataerkil Baskı: Ailede başlayan ve toplumun her katmanına yayılan erkek egemen zihniyetin eleştirisi.
Cinsel Özgürlük ve Tabular: Kadının kendi bedenine ve arzularına sahip çıkmasının önündeki engeller.
Eğer Atıf Yılmaz’ın bu güçlü kadın anlatısını sevdiyseniz, yine onun yönettiği Aaahh Belinda, Adı Vasfiye veya Asiye Nasıl Kurtulur? gibi başyapıtları mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca benzer bir başkaldırıyı konu alan Müjde Ar’ın başrolünde olduğu İffet (dramatik yapısı farklı olsa da sosyal baskı temasıyla) bu türün önemli örneklerindendir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...