

Lt. Col. Frank Slade

Charlie Simms

Mr. Trask

Donna

George Willis, Jr.

W.R. Slade

Randy

Officer Gore

Gretchen
Gail
Frank Slade, görme yetisini kaybetmiş, sert mizaçlı ve hayatın kıyısında duran emekli bir albaydır. Hayatına son vermeden önce kendine görkemli bir veda hediyesi vermek ister: New York’ta lüks içinde geçen bir hafta sonu. Bu yolculukta ona eşlik etmesi için, okul masraflarını karşılamaya çalışan dürüst ve çekingen kolej öğrencisi Charlie Simms işe alınır. Charlie, okulda tanık olduğu bir olay nedeniyle disiplin kurulunun baskısı altındayken, kendini bir anda Slade’in kaotik ve emirlerle dolu dünyasında bulur.
İkili; lüks oteller, hızlı Ferrari sürüşleri ve unutulmaz tango sahneleriyle dolu bu hafta sonunda birbirlerinin hayatını kökten değiştirecektir. Slade, Charlie’ye kadınları, şarabı ve gerçek cesareti anlatırken; Charlie de albayın karanlık ruhuna saf bir dürüstlük ve yaşam tutkusu aşılamaya çalışır. Film, intiharın gölgesinde başlayan bir yolculuğun, onur, sadakat ve yeniden başlama gücü üzerine devleşen bir finale doğru evrilmesini konu alıyor.
Al Pacino, Albay Frank Slade rolünde sergilediği devleşen performans ile kariyerinin ilk ve tek Oscar ödülünü kazanmıştır. Pacino, karakterin hem korkutucu otoritesini hem de içindeki derin yalnızlığı sadece ses tonu ve bakışlarıyla (daha doğrusu bakmayışıyla) muazzam bir şekilde yansıtır. Genç Chris O’Donnell, Charlie rolünde Pacino’nun karşısında ezilmeden, karakterinin saflığını ve etik iklemlerini başarıyla canlandırır. Filmde kısa bir rolde karşımıza çıkan Philip Seymour Hoffman ise, zengin ve bencil öğrenci tiplemesiyle yeteneğini o yıllardan kanıtlamaktadır.
Yönetmen Martin Brest, 1974 yapımı İtalyan klasiği "Profumo di Donna"yı Amerikan sinemasına uyarlarken hikayeyi sadece bir yol filminden çıkarıp derin bir karakter analizine dönüştürüyor. Filmin en unutulmaz anı olan tango sahnesi, sinema tarihinin en estetik ve duygusal sekanslarından biri olarak kabul edilir. Tempo, Slade’in ani öfke patlamaları ve Charlie’nin sessiz direnişleri arasında dengelenirken, Thomas Newman’ın müzikleri atmosferi kusursuzca tamamlıyor. Bu bir drama olmasına rağmen, içindeki yaşam enerjisi ve mizahla izleyiciyi asla boğmuyor.
Hayatın anlamını sorgulayan, baba-oğul ilişkisi tadında derin bağlara önem veren ve oyunculuk sanatının zirvesini görmek isteyen her sinemasever bu filmi izlemeli. Eğer "onur" ve "dürüstlük" gibi kavramların modern dünyadaki karşılığını arıyorsanız bu yapım size çok şey söyleyecek. Aynı zamanda Al Pacino hayranları için bu film, aktörün filmografisindeki en parlak mücevherdir.
Sadece meşhur "Hoo-ah!" nidası veya o büyüleyici tango sahnesi için bile izlenmeye değer olsa da, filmin asıl gücü finaldeki o görkemli savunma konuşmasında saklıdır. Bir insanın başka bir insanın ruhunu nasıl iyileştirebileceğini ve doğru yolu seçmenin neden her zaman en zor yol olduğunu anlatan en ilham verici yapımlardan biridir. Al Pacino’nun görme engelli bir adamı canlandırırken sergilediği fiziksel adanmışlık, oyunculuk dersi niteliğindedir.
Onur ve Sadakat: Kişisel çıkarlar ile ahlaki değerler arasındaki amansız seçim.
Yalnızlık ve Yaşlılık: Toplumdan dışlanmış hisseden bir adamın içsel savaşı.
Akıl Hocalığı: Tecrübenin sertliği ile gençliğin saflığının birbirini eğitme süreci.
Bu filmin duygusal derinliğini ve karakter odaklı yapısını sevdiyseniz, yine bir akıl hocalığı hikayesi olan Good Will Hunting (Can Dostum) veya bir öğretmenin öğrencileri üzerindeki etkisini anlatan Dead Poets Society (Ölü Ozanlar Derneği) filmlerine bakabilirsiniz. Al Pacino’nun bir başka devleştiği dram olan Carlito's Way de benzer bir hüzün ve karizma taşır.
Al Pacino, rolüne hazırlanırken görme engelliler okulunda vakit geçirmiş ve çekimler sırasında gözlerini hiçbir nesneye odaklamamayı alışkanlık haline getirmiştir; öyle ki çekimler bittikten sonra bir süre odaklanma sorunları yaşamıştır. Meşhur tango sahnesi için Pacino ve Gabrielle Anwar tam iki hafta boyunca prova yapmıştır. Film, aslında bir yeniden çevrim (remake) olmasına rağmen orijinalinden daha popüler hale gelen nadir yapımlardan biridir.
Filmde anlatıldığı üzere, Slade savaşta değil, tamamen kendi dikkatsizliği sonucu bir el bombasıyla yaptığı tehlikeli bir gösteri sırasında kaza eseri görme yetisini kaybetmiştir.
Albayın koku alma duyusu o kadar gelişmiştir ki, yanındaki kadınların kullandığı parfüm veya sabun kokusundan onların fiziksel özelliklerini, göz renklerini ve hatta karakterlerini tahmin edebilmektedir.
Slade’in disiplin kurulundaki etkileyici konuşması, Charlie’nin okuldan atılmasını engellemekle kalmaz, aynı zamanda okulun yozlaşmış sistemini ve korkak yönetimini tüm öğrencilerin önünde deşifre eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...