

Lindsay

Aidan

Dylan

Trish

Roy

Natalie

Sadie

Claire

Bernard

Pastor joe
Grovetown, dış dünyaya kapalı, koyu dindar Protestanların yaşadığı sakin bir Amerikan kasabasıdır. Ancak bu sükunet, genç bir çiftin vahşi ve açıklanamaz intiharıyla paramparça olur. Bu trajik olay bir son değil, kanlı bir zincirin başlangıcıdır; kasaba gençleri birer birer kendi canlarına kıymaya başlar. Kasaba halkı, bu "laneti" dinsel bir sapkınlığa bağlayarak kiliseye sığınırken, vaizin oğluyla nişanlı olan Lindsay olayların ardındaki korkunç gerçeği sorgulamaya başlar.
Lindsay, kasabanın günah keçisi ilan edilen ve inançsız bir aileden gelen dışlanmış genç Aidan ile yakınlaşır. Birlikte araştırdıkça, intiharların aslında bir kurbandan diğerine geçen, dokunmayla veya görmeyle yayılan doğaüstü bir varlık olduğunu fark ederler. Kasaba halkı, korkularının acısını Aidan ve ailesinden çıkarmaya çalışırken, Lindsay asıl kötülüğün inanç maskesi altında saklanan nefret mi yoksa karanlık bir büyü mü olduğunu çözmek zorunda kalacaktır.
Film, genç yeteneklerin performanslarıyla gerilimi tırmandırmayı başarıyor:
Elizabeth Rice (Lindsay): Kasabanın baskıcı yapısı ile kendi vicdanı arasında kalan, gerçeği arayan cesur genç kız rolünde çok başarılı.
Thomas Dekker (Aidan): (Terminator: The Sarah Connor Chronicles’dan tanınan oyuncu) Kasabanın dışladığı, gizemli ve melankolik genç rolünde filme derinlik katıyor.
Kelly Blatz (Dylan): Lindsay’nin nişanlısı ve vaizin oğlu olarak, dini fanatizmin getirdiği tehlikeli dönüşümü yansıtıyor.
Jared Harris: (Chernobyl ve Mad Men’den tanıdığımız usta oyuncu) Kasaba halkını yönlendiren figürlerden biri olarak filme editoryal bir kalite katıyor.
Yönetmen Peder Hamish, bu filmde klasik "hayalet" veya "slasher" unsurlarından ziyade, toplumsal histeri ve dini bağnazlık üzerinden yürüyen bir gizem yapısı kuruyor. 1 saat 29 dakikalık süresiyle film, izleyiciyi "Kötülük nereden gelir?" sorusuyla baş başa bırakıyor. Sinematografik açıdan kasabanın boğucu ve gri atmosferi, yaklaşan kaçınılmaz sonun habercisi gibi kullanılmış. Film, özellikle intiharın bir "virüs" gibi yayılması temasını işleyerek türdeşlerinden ayrılan orijinal bir damar yakalıyor.
The Crucible (Cadı Kazanı) tarzı toplumsal linç hikâyelerini korku türüyle harmanlanmış şekilde izlemek isteyenler için bu film ideal. Eğer It Follows veya The Crazies gibi "kaçışı olmayan bir salgın/lanet" temalı yapımları seviyorsanız, İçten Gelen sizin için etkileyici bir platform filmi seçeneği olacaktır. Dini korku (religious horror) ve gençlik geriliminin dengeli bir karışımını arayanlar kaçırmamalı.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, korkunun kaynağının sadece "şeytani bir varlık" değil, aynı zamanda korku içindeki bir "insan topluluğu" olduğunu göstermesidir. Film, bir veba gibi yayılan ölümlerin yarattığı çaresizliği ve bu çaresizliğin insanları nasıl canavarlaştırabileceğini çok iyi işliyor. Aidan ve Lindsay arasındaki yasak ve tehlikeli ilişki, filmin karanlık tonuna insani bir sıcaklık katarken, finaldeki sürprizlerle izleyiciyi ters köşe yapmayı hedefliyor.
İnanç ve Bağnazlık: Dini inançların korkuyla birleştiğinde nasıl kör bir nefrete dönüşebileceği.
Toplumsal Histeri: Bilinmez bir tehlike karşısında bir topluluğun günah keçisi arama eğilimi.
İntiharın Bulaşıcılığı: Kötülüğün bir kurbandan diğerine fiziksel veya ruhsal bir iz bırakarak geçmesi.
Dışlanmışlık: Aidan karakteri üzerinden "farklı" olanın toplum tarafından nasıl canavarlaştırıldığı.
İçten Gelen'in yarattığı tekinsiz kasaba ve lanet atmosferini sevdiyseniz; The Mist (Öldüren Sis), The Reaping (Hasat) veya yakın dönemden Smile (Gülümse) filmlerine göz atabilirsiniz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...