

Woman in Blonde Wig

He Zhiwu / Cop 223

Cop 663

Faye

Air Hostess
Owner of Eatery

May
K Store Clerk
Man
The 2nd May
Hong Kong Ekspresi, yönetmen Wong Kar-wai’nin modern sinema dilini kökten değiştiren, iki ayrı hikâyeden oluşan büyüleyici bir anlatı yapısına sahip. İlk hikâyede, sevgilisi tarafından terk edilen ve her gün son kullanma tarihi yaklaşan ananas konserveleri toplayarak aşkının yasını tutan polis memuru 223’ün, sarı peruklu gizemli bir uyuşturucu kaçakçısıyla kesişen gecesini izliyoruz. Şehrin tekinsiz arka sokaklarında geçen bu bölüm, yalnızlığın ve melankolinin nabzını tutuyor.
İkinci hikâye ise, bir fast-food dükkanında çalışan nev-i şahsına münhasır Faye ile yine terk edilme acısı çeken polis memuru 663 arasındaki alışılmadık bağa odaklanıyor. Faye’in, adamın evine gizlice girerek orayı yavaş yavaş değiştirmesiyle başlayan süreç, saplantı ile şefkat arasındaki o ince çizgide ilerliyor. Kült filmler arasında sarsılmaz bir yere sahip olan yapım, büyük bir metropolde birbirine teğet geçen hayatların, imkansız aşkların ve "yakınlık" kavramının şiirsel bir dışavurumudur.
Filmin oyuncu kadrosu, Hong Kong sinemasının en parlak yıldızlarını bir araya getiriyor. Polis 663 rolündeki Tony Leung Chiu-wai, sakin ve hüzünlü performansıyla karakterin iç dünyasını kelimelere gerek duymadan izleyiciye aktarıyor. Karşısındaki Faye Wong, enerjik ve rüya gibi tavırlarıyla filme eşsiz bir dinamizm katarken; Takeshi Kaneshiro ise aşk acısını ananas konserveleriyle somutlaştıran melankolik polis karakterine hayat veriyor.
Sarı peruklu gizemli kadın rolünde izlediğimiz Brigitte Lin, femme fatale imajını neo-noir bir estetikle birleştirerek filmin ilk yarısındaki gerilim dozunu belirliyor. Oyuncuların her biri, yönetmenin doğaçlamaya dayalı çalışma yöntemine muazzam bir uyum sağlayarak, karakterlerin "anlık" duygularını en saf haliyle perdeye taşıyor. Bu performanslar, sanat filmi kategorisinde yapımın oyunculuk çıtasını zirveye taşıyor.
Hong Kong Ekspresi, Wong Kar-wai ve görüntü yönetmeni Christopher Doyle’un "step-printing" tekniğini (görüntüyü yavaşlatıp iz bırakma etkisi) kullanarak yarattıkları görsel bir başyapıttır. Şehrin kaosu, neon ışıkları ve kalabalığı, karakterlerin içsel yalnızlığıyla tezat oluşturacak şekilde kurgulanmış. Filmin müzikleri, özellikle "California Dreamin’" ve "Dreams" şarkıları, sahnelerin ruhuyla o kadar bütünleşmiş ki, izleyiciyi bir süre sonra rüya ile gerçek arasında bir yere hapsediyor. Temposu, kalabalık bir caddede hızla yürürken aniden durup nefes almak gibidir.
Klasik anlatı kalıplarının dışına çıkan, duyguların görsellikle konuşmasını seven sinemaseverler için bu film bir zorunluluktur. Eğer yalnızlık temasını estetik bir dille işleyen yapımları seviyorsanız ve romantik dram türünde alışılmışın dışında bir hikâye arıyorsanız, bu yapım tam size göre. Sinematografi tutkunları ve 90’lar Hong Kong atmosferine hayran olan izleyiciler, her karesinde ayrı bir haz alacaktır.
Bu yapımı izlemek için en büyük sebep, sinemanın sadece bir hikâye anlatma aracı değil, bir "hissetme" aracı olduğunu kanıtlamasıdır. Film, ayrılık acısının evrenselliğini, son kullanma tarihlerini ve tesadüflerin büyüsünü öyle eşsiz bir dille anlatıyor ki, bittiğinde kendinizi bir yabancıya 0.01 cm yakınlıktaymış gibi hissediyorsunuz. Görsel dili ve unutulmaz müzikleriyle sinema tarihinin en etkileyici "ruh hali" filmlerinden biridir.
Yalnızlık ve Yabancılaşma: Modern şehir hayatında binlerce insanın içinde bireyin hissettiği derin boşluk.
Zamanın Geçiciliği: Son kullanma tarihi geçen konserveler ve akıp giden hayatın içinde durdurulmak istenen anlar.
Tesadüfi Bağlar: Tanımadığımız insanların hayatımıza dokunma ihtimalinin yarattığı gizemli büyü.
Eğer bu filmin yarattığı melankolik ve şiirsel atmosferden büyülendiyseniz, yönetmenin diğer şaheseri olan In the Mood for Love (Aşk Zamanı) veya benzer bir neon-noir estetiğine sahip Fallen Angels (Düşkün Melekler) filmlerini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca yalnızlık temasını farklı bir coğrafyada işleyen Lost in Translation (Bir Konuşabilse) da Hong Kong Ekspresi ile benzer bir duygusal frekansa sahiptir.
Wong Kar-wai, filmi Ashes of Time filminin uzun süren kurgu sürecinde bir "mola" olarak, sadece iki ayda ve büyük ölçüde doğaçlama olarak çekmiştir. Çekimlerin çoğu, yönetmenin kendi mahallesinde ve izin alınmadan sokaklarda yapılmıştır. Ayrıca Quentin Tarantino'nun filmi keşfedip Batı’da dağıtımını sağlaması, yapımın dünya çapında bir fenomene dönüşmesinde büyük rol oynamıştır.
"Chungking" ismi filmin ilk yarısının geçtiği Chungking Mansions adlı kalabalık apartman kompleksinden, "Express" ise ikinci yarının merkezi olan Midnight Express adlı büfeden gelmektedir.
Hikâyeler konu olarak birbirinden bağımsızdır ancak karakterler birbirlerine fiziksel olarak teğet geçerler. Bağlantı, olaylardan ziyade atmosfer, temalar ve mekanlar üzerinden kurulur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...