
Dram
Her Şeye Rağmen, toplum tarafından dışlanmış ve kendi iç dünyasına hapsolmuş bir adam olan Hasan’ın hikâyesini merkezine alıyor. Uzun süren hapis hayatının ardından özgürlüğüne kavuşan Hasan, dışarıdaki dünyanın bıraktığı gibi olmadığını ve kendisi için bir yer bulmanın imkansızlığını fark eder. Hayatın sert gerçekleriyle yüzleşirken, tesadüfen karşısına çıkan ve en az kendisi kadar yaralı olan bir kadınla tanışması, hikâyenin seyrini bambaşka bir noktaya taşır.
Film, bir yandan 80’li yılların sonundaki toplumsal değişimi ve bireyin bu değişim içindeki yalnızlığını işlerken, diğer yandan sevginin en karanlık anlarda bile bir umut ışığı olup olamayacağını sorgular. Hasan, bir yandan geçmişin hayaletleriyle savaşırken diğer yandan "her şeye rağmen" hayata ve aşka tutunmaya çalışır. Her Şeye Rağmen, izleyiciyi sadece bir dramın içine çekmekle kalmıyor, aynı zamanda aidiyet, suçluluk ve kefaret gibi evrensel temalar üzerine derinlemesine bir yolculuğa çıkarıyor.
Filmin başrolünde, Türk sinemasının en yetenekli ve karakteristik oyuncularından biri olan Talat Bulut yer alıyor. Bulut, Hasan karakterinin yaşadığı o büyük sessizliği, topluma karşı duyduğu yabancılaşmayı ve içten içe büyüyen sevgi ihtiyacını muazzam bir derinlikle yansıtıyor. Oyuncunun bu performansı, sinemamızdaki "tutunamayanlar" portrelerinin en başarılı örneklerinden biri olarak kabul edilir.
Ona eşlik eden kadın başrol oyuncusu, karakterin yaşadığı dramı ve Hasan ile kurduğu o kırılgan bağı büyük bir zarafetle tamamlıyor. Kadrodaki diğer oyuncular, dönemin toplumsal yapısını temsil eden yan karakterler olarak hikâyenin gerçekçilik dozunu artırıyor. Oyuncu kadrosunun sergilediği doğal ve abartısız oyunculuklar, filmin o puslu ve melankolik atmosferini her saniye canlı tutuyor.
Orhan Oğuz’un yönetmenliğini üstlendiği Her Şeye Rağmen, Türk sinemasında "bireyin iç dünyası"na odaklanan yeni bir dönemin habercisi niteliğindedir. Oğuz, kamerayı karakterlerin yüzlerine ve şehrin gri sokaklarına yaklaştırarak, izleyicinin Hasan’ın çaresizliğini iliklerine kadar hissetmesini sağlar. Filmin temposu, hikâyenin ruhuna uygun şekilde ağır ama sarsıcı akar. Işık ve mekan kullanımı, 1988 Türkiye’sinin o hüzünlü ve geçiş dönemi atmosferini yansıtma konusunda son derece başarılıdır.
Sıradan aşk hikâyelerinden sıkılan, daha derinlikli ve psikolojik altyapısı güçlü yapımlar arayanlar için bu film bir başyapıttır. Nostaljik filmler içinde toplumun kıyısında kalmış insanların öykülerine ilgi duyan ve sinematografik değeri yüksek yerli film meraklıları, Her Şeye Rağmen'de kendilerinden bir parça bulacaklardır.
Bu film, insanın her türlü zorluğa ve hayal kırıklığına karşın yeniden başlama gücünü kendinde bulup bulamayacağını en çıplak haliyle gösterdiği için izlenmelidir. Orhan Oğuz’un estetik dili ve Talat Bulut’un oyunculuk devrimi niteliğindeki performansı, filmi sinema tarihimizde unutulmaz bir noktaya taşır. Ayrıca 80'lerin sonundaki o naif ama sert gerçekliği solumak için eşsiz bir fırsattır.
Toplumsal Dışlanma: Eski bir mahkûmun toplum içinde yeniden var olma çabası.
Yalnızlık ve Yabancılaşma: Şehir hayatının kalabalığında bireyin hissettiği derin kimsesizlik.
Umut ve Direniş: Olumsuz şartlara rağmen hayata tutunma ve sevgi arayışı.
Geçmişle Hesaplaşma: Yapılan hataların ve çekilen acıların bugünkü yaşam üzerindeki gölgesi.
Eğer Hasan’ın bu içsel yolculuğunu ve filmin melankolik atmosferini sevdiyseniz, benzer temaları işleyen Yavuz Turgul imzalı Muhsin Bey veya Zeki Demirkubuz’un birey odaklı Kader gibi yapımlarına göz atabilirsiniz. Ayrıca Talat Bulut’un performansını beğendiyseniz Abuzer Kadayıf da listenizde yer alabilir.
Film, 1988 yılında Cannes Film Festivali dahil pek çok uluslararası platformda gösterilmiş ve büyük takdir toplamıştır.
Yönetmen Orhan Oğuz’un ilk uzun metrajlı filmidir ve bu filmle sinemaya iddialı bir giriş yapmıştır.
Filmdeki bazı sahneler, dönemin İstanbul’unun artık yok olmaya yüz tutmuş sokak dokusunu belgeleyen birer arşiv niteliğindedir.
Evet, film hem yurt içinde hem de yurt dışında pek çok festivalden ödülle dönmüş, özellikle yönetmenlik ve oyunculuk dallarında takdir edilmiştir.
Film, Hasan’ın geçmişinden ziyade hapisten çıktıktan sonraki "yeni" hayatına ve bu süreçteki psikolojik durumuna odaklanmayı tercih eder.
Orhan Oğuz, genellikle toplumsal meseleleri bireylerin içsel dramları üzerinden, oldukça estetik ve hüzünlü bir görsellikle anlatmayı sever.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...