
Panayırların tozlu ve ışıltılı dünyası, dışarıdan bakıldığında neşe kaynağı gibi görünse de içinde barındırdığı hayatlar çoğu zaman hüzün ve yalnızlıkla örülüdür. Film, bir inşaat şantiyesinde işçi olarak çalışan Cemal ile geçimini panayırlarda şarkı söyleyerek ve dans ederek kazanan Nurşen'in hikâyesini merkezine alır. Cemal, hayatın sert yüzüyle erken yaşta tanışmış, sessiz ve içine kapanık bir adamdır. Nurşen ise panayırın o göçebe, tekinsiz ama bir o kadar da özgür ruhunu temsil eder.
Bu iki farklı dünyanın insanı, Anadolu’nun uçsuz bucaksız sarı bozkırında, mevsimlerin dönüştüğü bir dönemde karşılaşırlar. Cemal için Nurşen, şantiyenin gri dünyasından bir kaçış; Nurşen için ise Cemal, savrulup durduğu bu hayatta tutunabileceği güvenli bir limandır. Ancak panayırın doğası gereği geçiciliği ve Cemal’in ait olduğu dünyanın katı gerçekleri, bu aşkın önünde aşılması güç engeller olarak durmaktadır. Film, "hazan mevsimi" gibi hem bir bitişi hem de hüzünlü bir güzelliği temsil eden bu kısa süreli karşılaşmayı şiirsel bir dille aktarır.
Filmin başrollerini paylaşan Zümrüt Erkin ve Şahin Irmak, karakterlerinin derinliğini ve aralarındaki naif bağı izleyiciye başarıyla aktarıyor. Şahin Irmak, alışık olduğumuz komedi rollerinin dışına çıkarak Cemal karakteriyle melankolik ve dokunaklı bir performans sergiliyor. Zümrüt Erkin ise Nurşen rolünde, bir panayır kadınının hem sert hem de kırılgan yanlarını editoryal bir titizlikle yansıtıyor.
Filmin kadrosunda yer alan yardımcı oyuncular, panayırın o kaotik ama samimi atmosferini tamamlayan gerçekçi figürler olarak karşımıza çıkıyor. Her bir oyuncu, Anadolu'nun sosyal dokusunu ve sınıf farklarını performanslarıyla güçlendirerek hikâyenin inandırıcılığını artırıyor.
Yönetmen Mehmet Eryılmaz, ilk uzun metrajlı filminde belgesel geçmişinden gelen gözlem yeteneğini kurmaca sinema ile birleştiriyor. Film, alışılagelmiş Yeşilçam klişelerinden uzak durarak, duru ve minimalist bir anlatımı tercih ediyor. Görüntü yönetimi, Anadolu bozkırının sarı sıcaklığını ve panayır ışıklarının hüzünlü parıltısını bir tablo gibi çerçeveliyor. Temponun sakinliği, izleyicinin karakterlerin iç dünyasına sızmasına ve taşra hayatının o ağır ama derin ritmini hissetmesine olanak tanıyor.
Taşra temalı anlatıları seven, Nuri Bilge Ceylan veya Zeki Demirkubuz sinemasına ilgi duyan izleyiciler için bu yapım oldukça tatmin edici olacaktır. Sessizliğin içindeki derin anlamları okumayı seven ve bir sanat filmi estetiği arayanlar Nurşen ile Cemal’in hikâyesinde kendilerini bulabilirler. Popüler sinemanın hızından yorulmuş ve daha insani, daha sahici bir platform filmi arayanlar için de ideal bir seçimdir.
Film, artık yok olmaya yüz tutmuş bir kültür olan "panayır" olgusuna sinematografik bir saygı duruşunda bulunuyor. Büyük prodüksiyonların aksine, insan ruhunun küçük ayrıntılarına, bir bakışın veya bir susuşun gücüne odaklanması onu özel kılıyor. Aşkın en saf ve imkansız halini, coğrafyanın kader olduğu gerçeğiyle harmanlayarak anlatması, bu filmi izlemek için en güçlü nedenlerden biridir.
Ait Olamama: Hem Cemal’in hem de Nurşen’in kendi hayatları içinde yaşadıkları gurbet hissi.
Geçicilik: Panayırın gelip geçici doğası üzerinden hayatın ve duyguların kalıcılığının sorgulanması.
Sınıfsal Farklar: Bir şantiye işçisi ile bir panayır sanatçısının toplumsal statüleri arasındaki uçurum.
Umut ve Melankoli: Zorlu yaşam koşullarına rağmen filizlenen küçük bir sevginin yarattığı hüzünlü umut.
Anadolu’nun sessizliğini ve imkansız aşkları konu alan Kasaba veya Mayıs Sıkıntısı gibi yapımlar bu filmle benzer bir ruh taşır. Ayrıca, gezgin hayatları ve taşra dramını merkezine alan dram türündeki diğer yerli sanat filmi örnekleri, Hazan Mevsimi’nin bıraktığı o buruk tadı derinleştirmek isteyenler için önerilebilir.
Film, gerçek bir panayırın doğal atmosferinde çekilmiş, pek çok sahnede profesyonel olmayan figüranlar ve yerel halk kullanılmıştır.
Mehmet Eryılmaz, bu senaryo üzerinde uzun yıllar çalışmış ve taşra hayatındaki insan gözlemlerini bu hikâyeye aktarmıştır.
Yapım, vizyona girdiği dönemde yurt içindeki ve yurt dışındaki festivallerden olumlu eleştiriler alarak yönetmenin sinema dilini kanıtlamıştır.
Evet, film gerçek panayır alanlarında çekilerek o dönemin ve mekanın otantik dokusu korunmuştur.
Adından da anlaşılacağı üzere hüzün temel duygudur ancak bu hüzün, karakterlerin saflığı ve doğanın güzelliğiyle estetik bir şekilde sunulur.
Hayır, Şahin Irmak bu filmde tamamen dramatik ve içsel bir performans sergileyerek oyuncu yelpazesinin genişliğini göstermiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...