

Frank Wheeler

April Wheeler

Mrs. Helen Givings

John Givings

Milly Campbell

Shep Campbell

Jack Ordway

Mr. Givings

Maureen Grube

Bart Pollock
Frank ve April Wheeler, Connecticut'taki "Revolutionary Road" adlı mahallede yaşayan, dışarıdan bakıldığında mükemmel görünen bir çifttir. Ancak bu parıltılı yüzeyin altında, ikisi de orta sınıf Amerikan rüyasının getirdiği monotonluk ve sıradanlık içinde boğulmaktadır. April, yeteneksiz bir oyuncu olduğunu düşünerek hayal kırıklığı yaşarken; Frank ise sevmediği bir ofis işinde her gün biraz daha ruhunu kaybetmektedir.
April, bu durağan hayattan kurtulmak için radikal bir plan önerir: Her şeyi bırakıp Paris’e taşınacak ve orada yeniden doğacaklardır. Bu hayal, ilk başta evliliklerine yeni bir soluk getirse de, gerçek hayatın sorumlulukları, korkular ve egolar devreye girdiğinde, kurdukları bu hayal bir yıkım aracına dönüşür. Film, iki insanın birbirini nasıl hem en çok seven hem de en çok yaralayan kişiler olabileceğini, trajik bir dürüstlükle gözler önüne seriyor.
Titanik'ten on bir yıl sonra yeniden bir araya gelen Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet, bu filmde romantik kahramanlardan ziyade birbirini tüketen bir çift olarak devleşiyorlar. DiCaprio, Frank’in içsel güvensizliğini ve öfke patlamalarını muazzam bir enerjiyle yansıtırken; Kate Winslet, April’ın hapsolmuşluk hissini ve sessiz çığlıklarını her mimiğiyle izleyiciye geçiriyor. Winslet, bu rolüyle Altın Küre ödülüne layık görülmüştür.
Michael Shannon, ailenin akıl hastası komşusu John Givings rolünde, kimsenin söylemeye cesaret edemediği gerçekleri Wheeler çiftinin yüzüne tokat gibi çarpan performansı ile filmin kilit ismi oluyor. Shannon, sadece birkaç sahneyle Akademi Ödülü adaylığı kazanarak sinema tarihine geçecek bir yardımcı oyuncu performansı sergiliyor. Kathy Bates ise emlakçı Helen rolünde, banliyö hayatının yüzeyselliğini harika bir şekilde temsil ediyor.
Sam Mendes’in yönettiği film, Richard Yates’in kült romanından sinemaya uyarlandı. Mendes, Amerikan banliyö hayatının o steril ve huzurlu görüntüsünün arkasındaki klostrofobiyi ustalıkla resmediyor. Görüntü yönetimi ve dönemin ruhunu yansıtan sanat tasarımı, karakterlerin duygusal boşluğunu destekleyen soğuk bir estetik sunuyor. Hayallerin Peşinde, izlemesi kolay bir "aşk hikayesi" değil; evliliğin, bireyselliğin ve toplumsal baskıların anatomisini çıkaran sert bir başyapıt.
İnsan psikolojisinin derinliklerine inen, diyalog ağırlıklı ve sarsıcı dramları seven izleyiciler bu filmi mutlaka izlemeli. Modern hayatın getirdiği "rutine hapsolma" hissini sorgulayanlar ve usta işi oyunculuk görmek isteyenler için kaçırılmaması gereken bir yapım. Gerçekçi bir evlilik ve aşk filmi perspektifi arayan yetişkin sinemaseverler için etkileyici bir platform filmi deneyimi olacaktır.
Bu film, hayallerin sadece bir kaçış değil, bazen birer yıkım hayali de olabileceğini gösteriyor. Frank ve April’ın birbirlerine söyledikleri her cümle, izleyicinin kendi ilişkilerini ve hayattaki tercihlerini sorgulamasına neden oluyor. Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet’ın Titanik’teki o masalsı uyumundan sonra gelen bu "gerçekçi tokat", sinema tarihinin en güçlü karakter çatışmalarından birini sunduğu için izlenmeyi hak ediyor.
Banliyö Mutsuzluğu: Orta sınıf yaşamın sunduğu konforun ruhu nasıl körelttiği.
Hayaller ve Gerçekler: İdealler ile ekonomik/toplumsal sorumluluklar arasındaki amansız savaş.
İletişimsizlik: Aynı çatı altında yaşayan iki insanın birbirine olan mutlak uzaklığı.
Toplumsal Cinsiyet Rolleri: 1950'ler Amerika'sında kadının ve erkeğin içine hapsedildiği dar kalıplar.
Bu filmin yarattığı o ağır ve sorgulayıcı atmosferden etkilendiyseniz, yine bir evliliğin çöküşünü anlatan Marriage Story veya banliyö hayatının karanlık yüzünü işleyen yönetmenin diğer filmi American Beauty yapımlarına bakabilirsiniz. Ayrıca karakter odaklı bir başka güçlü dram olan Who's Afraid of Virginia Woolf? da ilginizi çekebilir.
Yönetmen Sam Mendes, çekimler sırasında başrol oyuncusu Kate Winslet ile evliydi ve bu durum bazı dramatik sahnelerin çekimini daha da ilginç kılıyordu.
Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet, Titanik'ten sonra yeniden bir araya gelmek için doğru senaryoyu yıllarca beklemişlerdi.
Filmde Frank ve April’ın evi olarak kullanılan mekan, dönemin atmosferini bozmamak adına çok az değişiklikle korunmuş gerçek bir 1950'ler eviydi.
Paris, April için sadece bir şehir değil; gençlik hayallerinin, yaratıcılığın ve özgürlüğün simgesidir. Orada Frank’in gerçek potansiyelini bulacağına ve kendisinin de bu boğucu ev kadınlığı rolünden kurtulacağına inanmaktadır.
John Givings, toplumun "deli" olarak nitelendirdiği ancak Wheeler çiftinin evliliğindeki ve hayatlarındaki yapaylığı çıplak gözle görüp yüzlerine söyleyen tek kişidir. Bir nevi ailenin vicdanı ve acı gerçeğin sesidir.
Filmin sarsıcı finali, bazı hayallerin gerçekleşmemesinin değil, o hayallere tutunarak gerçeği inkar etmenin getirdiği trajik bedeli simgeliyor.
Toplam 1 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...