

Self

Self

Self
Self
Self
Self

Self
Self
Self

Self (archive footage)
Michael Moore bu kez odağını silahlanma ya da terörden, her Amerikan vatandaşını doğrudan ilgilendiren bir konuya, sağlık sistemine çeviriyor. Ancak film, sağlık sigortası olmayan 50 milyon kişiden ziyade, sigortası olup da sistem tarafından mağdur edilen insanların hikâyelerine odaklanıyor. Primlerini düzenli ödeyen ancak tedaviye ihtiyaç duyduklarında sigorta şirketlerinin "red" mekanizmasıyla karşılaşan sıradan vatandaşların trajedilerini izliyoruz.
Moore, ABD'deki bu kaotik tabloyu; Kanada, İngiltere, Fransa ve hatta Küba gibi ülkelerdeki ücretsiz veya devlet destekli sağlık sistemleriyle kıyaslıyor. Hastaneden çıkan bir hastanın borç kağıdı yerine cebinde parayla ayrıldığı ya da ilaçların sembolik fiyatlara satıldığı bu ülkelerdeki örnekler, "Dünyanın en zengin ülkesi neden kendi vatandaşını iyileştiremiyor?" sorusunu sarsıcı bir şekilde sorduruyor.
Sicko, 2008 yılında En İyi Belgesel Film dalında Oscar adaylığı kazanmış ve Moore’un kariyerindeki en olgun yapımlardan biri kabul edilmiştir. Moore, her zamanki manipülatif ama etkileyici kurgu diliyle izleyiciyi hem güldürüyor hem de öfkeden çılgına döndürüyor. Filmin finalindeki "Küba Yolculuğu" sekansı, hem politik hem de insani açıdan belgesel tarihinin en tartışmalı ve konuşulan anlarından biridir. Bu yapım, toplumsal eleştiri türündeki en başarılı yapımlar arasındadır.
Sosyal adalet konularına ilgi duyanlar, sağlık politikalarının bireysel hayatları nasıl etkilediğini merak edenler ve Michael Moore’un kendine has belgesel tarzını seven herkes bu filmi izlemeli. Eğer "Sistem nasıl çalışıyor?" ve "Alternatifi mümkün mü?" soruları kafanızı kurcalıyorsa, Sicko size hem çok şaşırtıcı bilgiler hem de duygusal bir tecrübe sunacaktır. Modern dünya düzenini sorgulayanlar için başarılı bir belgesel deneyimidir.
Bu belgeseli izlemek için en büyük sebep, sağlığın bir "insan hakkı" mı yoksa bir "ticaret metaı" mı olması gerektiği tartışmasına sağladığı dürüst (ve bir o kadar da taraflı) bakış açısıdır. Moore, istatistiklerin arkasındaki insan yüzlerini göstererek, sistemin kurbanı olanların sadece "sayılar" olmadığını hatırlatıyor. Ayrıca, diğer gelişmiş ülkelerin sağlık sistemlerine dair sunduğu karşılaştırmalı perspektif, izleyicinin ufkunu açıyor.
Kâr vs. İnsan Hayatı: Sigorta şirketlerinin daha fazla kâr etmek için tedavileri reddetmesi.
Sosyal Devlet: Sağlık hizmetinin ücretsiz ve ulaşılabilir olmasının toplumsal huzura etkisi.
Lobilerin Gücü: İlaç şirketleri ve sigorta devlerinin siyasetçiler üzerindeki finansal baskısı.
Dayanışma: Farklı milletlerden insanların birbirlerine yardım etme içgüdüsü.
Michael Moore’un tarzını sevdiyseniz, silahlanma üzerine olan Bowling for Columbine veya kapitalizmi eleştirdiği Capitalism: A Love Story mutlaka listenizde olmalı. Sağlık ve gıda sistemi üzerine daha fazla derinleşmek isterseniz Food, Inc. veya The Bleeding Edge de keyifli seyirler sunacaktır.
Moore, 11 Eylül saldırılarında gönüllü olarak çalışan ve sonrasında solunum yolları hastalıkları için tedavi bulamayan Amerikalı kurtarma görevlilerini tedavi ettirmek için Küba'ya götürmüş, bu olay ABD hükümetiyle yasal sorunlar yaşamasına neden olmuştur.
Film, Cannes Film Festivali'nde ilk gösterimini yaptığında izleyiciler tarafından dakikalarca ayakta alkışlanmıştır.
Moore, filmin çekimleri sırasında sigorta şirketlerinin kendisine karşı karalama kampanyası yürüteceğini bildiği için çekimlerin büyük kısmını gizli tutmuştur.
Toplam 2 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...