
Dram, Gizem, Fantastik

Muhtar

Bekçi

Berber

Cennet'in Oğlu

Cennet

Yazar

Rıza

Reşit

Dede Musa

-
Şehrin gürültüsünden ve karmaşasından kaçan bir berber, "Gölgesizler" adlı, adeta zamanın dışına itilmiş, kuş uçmaz kervan geçmez bir köye taşınır. Bu köyde muhtarın otoritesi her şeydir, ancak köyün üzerinde görünmez bir uğursuzluk dolaşmaktadır. İnsanlar birer birer, hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmaya başlar.
Köyün en güzel kızı Güvercin’in kayboluşuyla başlayan gizem, yıllar önce kaybolan eski berber Cıngıl Nuri’nin aniden çıkıp gelmesiyle daha da derinleşir. Muhtar, bu esrarengiz olayları çözmek ve devletten yardım istemek için ilçeye gitmeye karar verir, ancak o da kaybolanlar listesine eklenir. Köy; sırların, yalanların, rivayetlerin ve "gölgesiz" insanların kendi yarattıkları labirentte kaybolduğu bir kuyuya dönüşür. Sonunda her şey tek bir soruya çıkar: Tüm bu yaşananlar bir yazarın zihnindeki kurgu mudur, yoksa gerçeğin ta kendisi mi?
Film, ağırlıklı olarak tiyatro kökenli, dev bir oyuncu kadrosuna sahiptir:
Taner Birsel (Berber): Köye dışarıdan gelen gözlemci ve olayların tanığı.
Selçuk Yöntem (Muhtar): Köyün otorite figürü, çaresizliğin içinde kaybolan lider.
Hakan Karahan (Bekçi): Köyün tüm gizli kapılarını bilen, muhtarın sağ kolu.
Aydemir Akbaş (Dede Musa): Gözleri görmeyen ama köyün hafızasını temsil eden bilge kişi.
Ahmet Mümtaz Taylan (Rıza): Köyün yerleşik düzenindeki sert karakterlerden biri.
Ertan Saban (Cennet'in Oğlu): Şiirler yazan, içine kapanık ve olayların günah keçisi ilan edilen genç.
Altan Erkekli (Yazar): Tüm bu evreni yaratan, hikâyenin mutlak hakimi.
Yönetmen Ümit Ünal, Hasan Ali Toptaş’ın o eşsiz, şiirsel ve "zor" dilini sinemaya aktarırken cesur bir yol izlemiştir. Film, klasik bir başrol anlayışından ziyade, her karakterin hikâyeye homojen bir şekilde dağıldığı "polifoni" (çok seslilik) yapısına sahiptir. Mekan ve zaman algısının yıkıldığı filmde, puslu ve tekinsiz atmosfer izleyiciyi sürekli diken üstünde tutar.
Yapımcı Hakan Karahan (Narsist Film), edebiyat uyarlamalarına verdiği değerle projeyi hayata geçirmiş, Candan Erçetin ise hem prodüksiyonda yer alarak hem de filme ismini veren efsanevi "Ben Kimim" şarkısıyla projenin ruhunu tamamlamıştır.
Edebiyat Tutkunları: Hasan Ali Toptaş hayranları ve Türk edebiyatının sinemadaki yansımalarını merak edenler.
Sanat Sineması Severler: Aksiyon veya lineer hikâyelerden ziyade, psikolojik derinlik ve metaforlarla dolu yapımlardan hoşlananlar.
Gizem ve Varoluşçuluk Meraklıları: "Ben kimiz?", "Neredeyiz?" ve "Gerçek nedir?" gibi felsefi soruları sinemada arayanlar.
Türk sinemasında alışık olduğumuz "köy filmi" kalıplarını yıktığı için izlenmeli. Bu bir töre ya da cehalet filmi değil; insan ruhunun, korkularının ve toplumsal cinnetin evrensel bir masalıdır. Candan Erçetin’in müziğiyle birleşen o siyah-beyaz ve renkli sahneler arasındaki geçişler, izleyiciye adeta hipnotik bir deneyim sunar.
Kayboluş: Sadece fiziksel bir kayboluş değil, kimliğin ve umudun yitirilişi.
Sıradanlığın Şiddeti: Kapalı toplumlarda insanların birbirine uyguladığı psikolojik baskı.
Gerçek ve Kurgu: Yaşadığımız hayatın bir başkasının rüyası veya yazdığı bir öykü olma ihtimali.
Zamanın Durması: Olayların bir döngü içinde, geçmişle geleceğin birbirine girdiği bir mekanda hapsolması.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...