
Aksiyon, Gerilim, Dram, Macera

Oscar 'Manny' Manheim

Buck

Sara

Frank Barstow

Ranken

Dave Prince

Eddie MacDonald

Ruby
Conlan

Jonah
Firar treni, Alaska'daki yüksek güvenlikli bir hapishaneden kaçan iki mahkumun, özgürlüğe giden yolda bindikleri trenin kontrolden çıkmasıyla yaşadıkları dehşeti ele alıyor. Sert mizacıyla tanınan kıdemli mahkum Manny ve onun hayranı olan genç Buck, dondurucu soğukta hapishaneden kaçmayı başarırlar. Bir demiryolu istasyonunda gizlice dört lokomotifli bir trene binerler; ancak planları, makinistsiz kalan trenin frenlerinin bozulması ve hızla ölüme doğru yol almasıyla altüst olur.
Tren, bembeyaz bir kar örtüsünün ortasında raylar üzerinde durdurulamaz bir canavara dönüşürken, içerideki mahkumlar ve tesadüfen trende bulunan bir demiryolu çalışanı olan Sara için zaman daralmaktadır. Bir yanda onları yakalamak için ant içmiş acımasız hapishane müdürü, diğer yanda ise teknolojinin kontrolden çıktığı bu metal yığını vardır. Film, sadece bir kaçış hikâyesi değil, aynı zamanda insanın doğaya ve kendi içindeki vahşete karşı verdiği destansı bir savaştır.
Jon Voight, Manny karakterindeki performansıyla kariyerinin zirvesine ulaşırken, karakterin hayvani içgüdülerini ve pes etmeyen iradesini izleyiciye iliklerine kadar hissettiriyor. Bu rolüyle Oscar adaylığı kazanan Voight'a, genç ve heyecanlı Buck rolünde Eric Roberts eşlik ediyor. Roberts, deneyimsiz bir mahkumun korkularını ve hayatta kalma arzusunu büyük bir enerjiyle yansıtıyor. Rebecca De Mornay ise Sara karakteriyle bu erkek egemen atmosferde dengeleyici ve dirençli bir figür olarak öne çıkıyor. John P. Ryan ise takıntılı hapishane müdürü rolünde unutulmaz bir kötü karakter portresi çiziyor.
Yönetmen Andrey Konchalovskiy, ünlü Japon yönetmen Akira Kurosawa’nın daha önce üzerinde çalıştığı bir senaryodan yola çıkarak, felsefi derinliği olan bir aksiyon başyapıtı ortaya koyuyor. Filmin atmosferi, Alaska'nın acımasız kışı ve metalik seslerle bezenmiş tren sahneleriyle birleşerek izleyiciyi klostrofobik bir gerilimin içine hapsediyor. Aksiyon sahnelerinin çiğ ve gerçekçi yapısı, günümüzün dijital efektli sahnelerinden çok daha etkileyici bir görsellik sunuyor.
Soluk soluğa bir macera arayan ama aynı zamanda karakterlerin derinliğiyle ilgilenen izleyiciler bu filmi mutlaka izlemeli. Aksiyon filmi kategorisinde klasikleşmiş, ham ve maskülen bir anlatım arayanlar için Firar treni bulunmaz bir cevherdir. Özellikle 80’lerin sinematografisini ve gerilim dolu kapalı mekan hikâyelerini sevenler için bu yapım bir referans noktasıdır.
Filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, aksiyonun altında yatan güçlü felsefi alt metindir. "Kendi doğasından başka her şeyin üstesinden gelebilir insan" teması, raylar üzerinde giden o devasa makineyle sembolize edilir. Filmin final sahnesi, sinema tarihinin en etkileyici ve anlamlı sonlarından biri olarak kabul edilir. Görsel başarısının yanı sıra, bir mahkumun özgürlük anlayışını bu kadar sert ve şiirsel anlatan nadir yapımlardan biridir.
Özgürlük ve Esaret: Sadece fiziksel duvarlar değil, zihinsel sınırların sorgulanması.
İnsan Doğası: İnsanın en uç koşullarda ne kadar vahşileşebileceği veya ne kadar asilleşebileceği.
Kaderin Kaçınılmazlığı: Kontrolden çıkan bir trenin simgelediği durdurulamaz yazgı.
İktidar Mücadelesi: Bir mahkum ile bir hapishane müdürü arasındaki kişisel ve ideolojik savaş.
Tren temalı gerilimlerden hoşlanıyorsanız, daha modern bir yaklaşım olan Snowpiercer veya yine dar alanda hayatta kalma mücadelesini işleyen The Grey filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca, doğanın insana karşı üstünlüğünü anlatan Deliverance da bu filmin yarattığı sert etkiye benzer bir his uyandıracaktır. Bu tarz hayatta kalma temalı yapımlar, insanın limitlerini zorlayan atmosferleriyle bilinir.
Filmin senaryosu başlangıçta efsanevi yönetmen Akira Kurosawa tarafından yazılmıştır, ancak bütçe ve hava koşulları nedeniyle projeyi Konchalovskiy devralmıştır.
Danny Trejo, sinemadaki ilk rolünü bu filmde bir boksör olarak almıştır; sete aslında sadece figüranlara eğitim vermek için gelmişti.
Filmin çekimleri sırasında gerçek lokomotifler dondurucu Alaska soğuğunda kullanılmış ve sahnelerin çoğu stüdyo dışında çekilmiştir.
Final sahnesinde yer alan Shakespeare alıntısı, filmin dramatik yapısını pekiştiren en önemli detaylardan biridir.
Filmin sonu, karakterin fiziksel özgürlüğünden ziyade ruhsal bir kurtuluşa ve kendi kaderine hükmetme arzusuna ulaştığı şeklinde yorumlanır; bu, tam bir zafer ve kabulleniş anıdır.
Evet, çekimlerde dört adet gerçek lokomotif kullanılmış ve kaza sahneleri için maketlerden ziyade fiziksel efektlere başvurulmuştur.
Evet, oyuncular film boyunca gerçek Alaska kışında, aşırı düşük sıcaklıklarda çalışarak karakterlerin fiziksel zorlanmalarını sahicilikle yansıtmışlardır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...