

Sergei Dovlatov

David

Elena Dovlatova

Katya Dovlatova

Iosif Brodskiy

Anton Kuznetsov

Actress - Dovlatov's friend

Young editor

Sholom Shvarts - artist

Semyon Aleksandrovich
Film, 1971 yılının Kasım ayında, Sovyetler Birliği’nin duraklama döneminde geçer. Genç yazar Sergey Dovlatov, devletin katı sansür mekanizmaları ve edebiyat dünyasının ideolojik sınırları arasında sıkışmıştır. Yazıları "Sovyet ideallerine uygun olmadığı" gerekçesiyle sürekli reddedilir. Dovlatov, bir yandan geçimini sağlamaya çalışırken bir yandan da dostu olan ve ileride Nobel ödülü alacak şair İosif Brodski ile edebiyat, sanat ve özgürlük üzerine derin sohbetler eder.
Film, büyük olaylardan ziyade; Dovlatov’un kızıyla olan ilişkisi, eski eşiyle bitmeyen bağları ve bitmek bilmeyen bürokratik engeller üzerinden, bir sanatçının ruhsal sürgününü anlatır. Biyografi ve dram türündeki yapım, Sovyetler’in o meşhur "boğucu" havasını izleyiciye bizzat solutur.
Filmin en büyük sürprizi, bir Rus yazarını canlandıran Sırp oyuncu Milan Marić'tir. Marić, Dovlatov’un iri yarı fiziğini, alaycı zekasını ve içindeki derin hüznü tek bir bakışıyla yansıtmaktadır. Karakterin o meşhur "kara mizah" anlayışını ve çaresizliğini sessiz bir güçle sergiler.
İosif Brodski rolünde izlediğimiz Artur Beschastny, şairin o dönemki tedirgin ve dahi ruhunu başarıyla canlandırır. Kadroda ayrıca Danila Kozlovsky gibi Rus sinemasının önemli isimleri de yan rollerde yer alarak dönemin entelektüel çevresini tamamlar.
Yönetmen Aleksey German Jr., babası (efsanevi yönetmen Aleksey German) gibi "atmosfer sineması" konusunda bir ustadır. Film, uzun planları, sürekli hareket eden kamerası ve soluk renk paletiyle izleyiciyi 1970’lerin Leningrad sokaklarına, dumanlı mutfaklarına ve kalabalık yazı işlerine hapseder. Dünya sineması içinde görsel başarısıyla dikkat çeken yapım, 2018 Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı (Olağanüstü Sanatsal Katkı) ödülünü kazanmıştır. Film, bir başarı hikâyesi değil; bir "başarısızlığın" onurlu duruşunu anlatır.
Rus edebiyatına, Sergey Dovlatov’un kendine has üslubuna ilgi duyanlar ve "yazar tıkanıklığı" temalı filmleri sevenler bu yapımı mutlaka izlemeli. Eğer Sovyet dönemi tarihine, sansürün birey üzerindeki etkisine ve entelektüel sohbetlerin derinliğine meraklıysanız, Dovlatov size hitap edecektir. Bu film, bir aksiyon değil, bir "durum" ve "his" filmidir.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, sistemin dışına itilmiş bir dehanın, kendi sesiyle kalabilmek için verdiği sessiz mücadeleyi görmektir. Film, Dovlatov’un neden bugün Rusya’nın en sevilen yazarlarından biri olduğunu (öldükten sonra kazandığı şöhreti hatırlatarak) çok iyi hissettiriyor. Ayrıca görüntü yönetimi o kadar etkileyicidir ki, her karesi bir yağlı boya tabloyu andırır.
Sansür ve Özgürlük: Bir sanatçının ideolojik baskı altında kendi sesini koruma çabası.
Absürtlük: Sovyet bürokrasisinin ve günlük hayatın Dovlatov gözüyle ironik ve saçma yönleri.
Dostluk: Dovlatov ve Brodski arasındaki entelektüel ve insani dayanışma.
Gecikmiş Şöhret: Hayattayken tek satırı bile basılmayan bir yazarın trajedisi.
Dovlatov'un melankolik ve edebi dokusunu sevdiyseniz; yönetmenin bir diğer filmi olan Under Electric Clouds'u, Pawel Pawlikowski’nin siyah-beyaz başyapıtı Ida'yı veya sanatçı portresi çizen L'Avenir (Gelecek Günler) gibi yapımları izleyebilirsiniz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...