

Toby

Don Quixote

The Boss

Alexei Miiskin

Angelica

Gitano

Jacqui

Producer

-

-
Toby, İspanya’da bir reklam çekimi sırasında kendini yaratıcılık krizinin ortasında bulan kibirli bir yönetmendir. On yıl önce aynı bölgede çektiği bir öğrenci filminde Don Kişot rolünü verdiği yaşlı bir ayakkabıcının, aradan geçen yıllarda kendisini gerçekten "La Mancha’lı Şövalye" sandığını keşfeder. Toby’nin bu yaşlı adamla yeniden karşılaşması, onu kontrolden çıkan bir olaylar silsilesine sürükler.
İkilinin yolları kesiştiğinde, zaman ve mekan algısı bükülmeye başlar. Toby, yaşlı adamın gözünde sadık yardımcısı Sancho Panza’ya dönüşürken, modern dünya ile 17. yüzyılın şövalyelik hikâyeleri birbirine karışır. Bu yolculuk, Toby’nin kendi geçmişiyle yüzleştiği ve sinemanın büyüsüyle deliliğin sınırlarında gezindiği trajikomik bir serüvene dönüşür.
Adam Driver, Toby rolünde modern dünyanın sinizmini ve şaşkınlığını mükemmel bir performansla yansıtıyor. Karakterin başlangıçtaki egoist tavrından, hikâyenin sonundaki teslimiyetine kadar olan değişimi Driver’ın enerjik oyunculuğuyla hayat buluyor. Jonathan Pryce ise Don Kişot karakterinde tek kelimeyle devleşiyor; onun melankolik deliliği ve sarsılmaz inancı, filmin duygusal merkezini oluşturuyor.
Kadroda ayrıca Stellan Skarsgård, Olga Kurylenko ve Joana Ribeiro gibi isimler yer alıyor. Her bir oyuncu, Gilliam’ın yarattığı bu gerçeküstü karnavalın birer parçası olarak hikâyeye derinlik katıyor. Özellikle Pryce ve Driver arasındaki kimya, filmin absürt mizahını besleyen en güçlü unsur.
Terry Gilliam’ın bu filmi bitirmek için verdiği 25 yıllık mücadele, yapımın her karesine bir "hayatta kalma" ruhu olarak yansımış. Yönetmen, alışık olduğumuz çarpık kamera açılarını ve zengin set tasarımlarını kullanarak izleyiciyi kaotik ama estetik bir evrene davet ediyor. Tempo zaman zaman dağılsa da, filmin sunduğu görsel ziyafet ve felsefi alt metin bu durumu telafi ediyor.
Klasik edebiyatın modern yorumlarından hoşlananlar ve sanat filmi tutkunları için bu yapım eşsiz bir deneyimdir. Gerçekliğin sınırlarını zorlayan anlatıları seven ve bir yönetmenin hayallerine tanıklık etmek isteyen izleyiciler bu filmden büyük keyif alacaktır.
Bu film, sadece bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda sinema tarihinin en büyük "lanetli" projelerinden birinin zaferini temsil ediyor. Cervantes’in ölümsüz eserine bugünden bakarken, yaratıcılığın ve takıntının insan ruhu üzerindeki etkisini görmek için izlenmelidir.
Gerçeklik ve Sanrı: İnsanın kendi yarattığı dünyada yaşama arzusu.
Zamanın Göreceliği: Geçmişin hatalarının bugünü nasıl şekillendirdiği.
İdealizm: Dünyanın tüm kötülüğüne rağmen şövalye ruhunu koruma çabası.
Yozlaşma: Modern endüstrinin ve paranın sanatı nasıl dönüştürdüğü.
Eğer bu tarz fantastik ve hiciv yüklü hikâyeler ilginizi çekiyorsa, Terry Gilliam’ın bir diğer şaheseri olan Brazil veya gerçeklik algısını sorgulayan Big Fish gibi yapımları izleme listenize ekleyebilirsiniz. Ayrıca macera filmleri kategorisinde farklı bir soluk arayanlar için The Adventures of Baron Munchausen yerinde bir tercih olacaktır.
Filmin yapım süreci tam anlamıyla bir felaketler zinciriydi; sel baskınları, oyuncu hastalıkları ve bitmek bilmeyen yasal davalar nedeniyle çekimler defalarca durdu. Hatta bu süreci anlatan Lost in La Mancha adlı bir belgesel bile çekildi. Filmin başrolü için yıllar içinde Johnny Depp ve Jean Rochefort gibi pek çok farklı isim düşünülmüştü.
Hayır, film kitabın doğrudan bir uyarlaması değil; kitabın temalarını ve karakterlerini modern bir hikâye çerçevesinde kullanan metinlerarası bir anlatıdır.
Film, izleyiciyi Toby'nin perspektifinden hem gerçek hem de hayal dünyasına götürür; son ana kadar hangisinin gerçek olduğu izleyicinin yorumuna bırakılır.
Bu isim, Toby’nin geçmişte yaptığı çekimlerin ve hırslarının çevresindeki insanların hayatlarını nasıl kalıcı olarak değiştirdiğine dair metaforik bir göndermedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...