
Dram

Roy Hobbs

Max Mercy

Iris Gaines

Memo Paris

Pop Fisher

Harriet Bird

The Judge

Red Blow

The Whammer

Bump Bailey
The Natural, beyzbolun sadece bir spor değil, bir Amerikan mitolojisi olduğu 1930'lu yılların atmosferinde geçiyor. Genç ve olağanüstü yetenekli bir atıcı olan Roy Hobbs, büyük liglerde oynama hayalleriyle yola çıkar. Ancak gizemli bir kadınla yaşadığı trajik karşılaşma, hayatını ve kariyerini daha başlamadan altüst eder. Roy, bu olayın ardından tam 16 yıl boyunca ortadan kaybolur.
Herkesin ondan umudu kestiği bir yaşta, Roy Hobbs ligin en kötü takımı olan New York Knights'a bir "çaylak" olarak geri döner. Elinde kendi elleriyle bir yıldırımın çarptığı ağaçtan yaptığı "Wonderboy" adlı beyzbol sopası vardır. Başta yaşlı olduğu gerekçesiyle dışlansa da, sergilediği mucizevi performansla takımı zirveye taşır. Ancak şöhret, geçmişin hayaletlerini ve karanlık bahis dünyasının oyunlarını da beraberinde getirir. Film, bir adamın sadece oyunu değil, kendi kaderini ve onurunu yeniden kazanma mücadelesini anlatır.
Filmin başrolünde, Roy Hobbs karakterine ikonik bir asalet katan Robert Redford yer alıyor. Redford, karakterinin hüznünü, azmini ve o "doğuştan yetenekli" duruşunu muazzam bir karizmayla yansıtır. Glenn Close, Roy’un geçmişinden gelen saf aşkı Iris rolünde, filme vicdani bir derinlik katar ve bu performansıyla Oscar adaylığı kazanmıştır.
Robert Duvall, kurnaz ve acımasız spor yazarı Max Mercy rolünde döktürürken, Kim Basinger ise Roy’u yoldan çıkarmaya çalışan "femme fatale" figürü Memo Paris olarak karşımıza çıkar. Ayrıca Wilford Brimley’nin canlandırdığı huysuz ama altın kalpli menajer karakteri, filmin o klasik beyzbol ruhunu tamamlayan en önemli unsurlardan biridir.
Barry Levinson’ın yönettiği The Natural, Bernard Malamud’un romanından sinemaya uyarlanmış, görselliğiyle büyüleyen bir başyapıttır. Film, tipik bir spor filmi olmanın ötesine geçerek bir iyilik ve kötülük masalı anlatır. Caleb Deschanel’in Oscar adayı görüntü yönetimi, sahneleri adeta birer tabloya dönüştürür; özellikle ağır çekim vuruş sahneleri ve parçalanan ışıklar sinema tarihinin en estetik anları arasındadır. Randy Newman’ın hafızalara kazınan destansı müziği, Roy Hobbs’un her vuruşunu bir kahramanlık hikâyesine dönüştürür. Anlatım dili edebi, atmosferi ise büyüleyicidir.
İkinci şanslara inanan, azim ve başarı hikâyelerinden ilham alan herkes bu filmi mutlaka izlemelidir. Beyzbol sporuna özel bir ilginiz olmasa bile, filmin sunduğu o epik ve masalsı atmosfer sizi içine çekecektir. Eğer "Field of Dreams" veya "Rocky" gibi kahramanlık temalı yapımları seviyorsanız, The Natural sizin için unutulmaz bir deneyim olacaktır. 1930'ların nostaljik dokusunu sevenler için de tam bir görsel ziyafet sunan bu yapım, kaliteli bir aile filmi arayanlar için de uygundur.
The Natural, sinemada "umut" kavramını en saf ve görkemli haliyle işleyen filmlerden biridir. Filmi benzerlerinden ayıran yönü, sporun içine kattığı mitolojik ve neredeyse doğaüstü unsurlardır. Roy Hobbs’un "Wonderboy" sopasıyla topa her vuruşu, bir insanın imkansızlıklara karşı haykırışını temsil eder. Final sahnesindeki o görsel şölen ve yarattığı katarsis duygusu, filmi izlemek için tek başına yeterli bir sebeptir.
İkinci Şans: Hatalarla dolu bir geçmişin ardından gelen kefaret ve yeniden doğuş süreci.
İyilik ve Kötülük Savaşı: Roy’un etrafındaki saf sevgi (Iris) ile yozlaşmış hırs (Memo ve bahisçiler) arasındaki seçim.
Doğuştan Gelen Yetenek: Kaderin sunduğu bir lütfun, trajedilerle nasıl sınandığı.
Mitoloji ve Sembolizm: Yıldırım çarpmış ağaçtan yapılan sopa gibi unsurlarla desteklenen kahramanlık destanı.
Bu filmin yarattığı o ilham verici ve nostaljik havayı beğendiyseniz, şu yapımlara da göz atabilirsiniz:
Field of Dreams: Beyzbol üzerinden baba-oğul ilişkisini ve hayalleri işleyen masalsı bir dram.
Hoosiers: Küçük bir kasaba takımının imkansızı başarma öyküsünü anlatan başarılı bir spor filmi.
The Legend of Bagger Vance: Bir spor dalı üzerinden hayatın anlamını ve içsel dengeyi sorgulayan estetik bir yapım.
Robert Redford, gençlik sahnelerinde de kendisi oynamıştır; çekimler sırasında 40'lı yaşlarında olmasına rağmen genç sahneleri makyaj ve ışık oyunlarıyla inandırıcı kılınmıştır.
Filmin sonu, uyarlandığı orijinal romandan çok farklıdır; roman çok daha karanlık bir sona sahipken, film izleyiciye umut veren bir finali tercih etmiştir.
Filmdeki beyzbol sahnelerinin çoğu, dönemin atmosferini yansıtmak amacıyla Buffalo’daki eski War Memorial Stadium’da çekilmiştir.
Hayır, film Bernard Malamud’un romanından kurgulanmıştır; ancak 1949 yılında bir kadın tarafından vurulan beyzbol oyuncusu Eddie Waitkus’un yaşadığı gerçek olaydan esinlenilmiştir.
Sopa, Roy’un çocukken yıldırım çarpan bir ağaçtan kendi elleriyle yaptığı, onun yeteneğini ve doğayla olan mistik bağını simgeleyen bir güç aracıdır.
Evet, film 1930'ların beyzbol kurallarına ve oyun tarzına sadık kalınarak, dönemin teknik direktörleri ve danışmanları eşliğinde çekilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...