

Richard Haloran

Louise Haloran

Billy Haloran

Kane

Justin Caleb

Lady Haloran
John Haloran

Simon
Arthur
Lillian
Louise Haloran, zengin kocasının kalp krizi sonucu aniden ölmesiyle zor bir durumda kalır. Kocasının vasiyeti açıklanmadan önce ölmesi, Louise'in mirastan pay alamayacağı anlamına gelmektedir. Bu durumu saklamaya karar veren genç kadın, kocasının bir iş gezisinde olduğu yalanını uydurarak İrlanda’daki aile malikanesi olan Castle Haloran’a gider. Amacı, kocasının baskın karakterli annesini ikna ederek mirası kendi üzerine geçirmektir.
Ancak Haloran şatosu, yıllar önce boğularak ölen küçük kız kardeş Kathleen’in yasının tutulduğu, kasvetli ve sırlar dolu bir yerdir. Louise’in mirası ele geçirme planları, şatonun karanlık koridorlarında elinde balta olan gizemli bir katilin ortaya çıkmasıyla kabusa dönüşür. Aile üyeleri birer birer dehşet verici cinayetlere kurban giderken, geçmişin hayaletleri ve bugünün kanlı gerçeği birbirine karışacaktır.
Filmin başrolünde, hırslı ve entrikacı Louise karakterine hayat veren William Campbell ve eşi rolündeki Luana Anders yer alıyor. Anders, izleyiciye bir yandan antipatik gelen bir yandan da içinde bulunduğu dehşet sebebiyle empati kurulan Louise karakterini başarıyla canlandırıyor.
Kadroda asıl dikkat çeken isim ise aile doktoru Justin Caleb rolüyle karşımıza çıkan Patrick Magee. Magee’nin sert ve otoriter oyunculuğu, filmin gizemli havasını körüklüyor. Ailenin büyük oğlu Richard rolünde William Campbell ve trajik anne Lady Haloran rolünde Eithne Dunne, şatodaki gerilimi tırmandıran performanslar sergiliyorlar.
Genç Francis Ford Coppola’nın yönetmenlik koltuğunda oturduğu bu yapım, Roger Corman’ın prodüktörlüğünde kısıtlı bir bütçeyle çekilmiştir. Buna rağmen film, gotik atmosferi ve Alfred Hitchcock’un Psycho filminden aldığı ilhamla dikkat çeken öncü bir slasher örneğidir. Siyah-beyaz sinematografisi, gölge oyunları ve su altı çekimleriyle dönemin çok ötesinde bir estetik sunar. Senaryo, basit bir miras kavgasını derin bir psikolojik travma ve seri katil gizemiyle birleştirerek izleyiciyi sürekli ters köşeye yatırır.
Klasik korku sinemasına ilgi duyanlar ve türün evrimini merak edenler için bu yapım bir hazinedir. Francis Ford Coppola’nın kariyerinin başındaki dehasını görmek isteyen sinemaseverler ve gotik atmosferli gerilim filmleri sevenler mutlaka izlemelidir. Ayrıca, 60’lı yılların siyah-beyaz estetiğiyle harmanlanmış, gizem odaklı korku filmi arayanlar için de ideal bir tercihtir.
Bu film, sadece bir korku hikayesi değil, aynı zamanda sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden birinin ilk adımlarından biridir. Düşük bütçeyle nasıl yüksek gerilim yaratılabileceğinin dersi niteliğindedir. Şiddet sahnelerinin o dönem için sarsıcı derecede doğrudan olması ve aile içi dinamiklerin yarattığı tekinsizlik, filmi sıradan bir cinayet gizeminden ayırıp bir kült haline getirmiştir.
Miras ve Açgözlülük: Maddi hırsların insanı nasıl etik dışı yollara sürüklediği.
Geçmişin Hayaletleri: Travmatik bir ölümün bir ailenin psikolojisini nasıl sonsuza kadar bozabileceği.
Gizli Kimlikler: Hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığı, maskelerin ardındaki gerçek canavarlar.
Yas ve Suçluluk: Kaybedilen bir evladın ardından tutulan saplantılı yasın yıkıcı etkileri.
Eğer bu yapımı beğendiyseniz, türün öncüsü kabul edilen Psycho (Sapık) veya Roger Corman’ın diğer gotik eserlerinden olan House of Usher filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca İtalyan korku sinemasının (Giallo) temellerini atan Mario Bava imzalı Black Sunday gibi kült filmler de benzer bir atmosferik doyuma ulaşmanızı sağlayacaktır.
Francis Ford Coppola, bu filmi Roger Corman’ın başka bir filminden (The Young Racers) artan bütçeyle ve ekipmanla sadece dokuz günde çekmiştir.
Filmin adı, yapımcı Corman tarafından "insanları dehşete düşürecek kadar tıbbi bir terim" olduğu düşünülerek seçilmiştir.
Film, o yıllarda sansür kuruluyla bazı şiddet sahneleri nedeniyle sorunlar yaşamış ve bazı kısımları makaslanarak vizyona girebilmiştir.
Hayır, Dementia 13, Francis Ford Coppola tarafından Roger Corman’ın yönlendirmeleriyle yazılmış özgün bir senaryoya sahiptir.
Evet, film bir "whodunit" (katil kim) gizemi üzerine kuruludur ve katilin kimliği finale kadar ustalıkla gizlenir.
Hem Coppola’nın ilk ciddi işi olması hem de 1970’lerde patlayacak olan slasher türünün görsel ve kurgusal temellerini yıllar öncesinden atması nedeniyle sinema tarihinde kritik bir öneme sahiptir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...