

Milo

Elmore Dahl

Elizabeth

Kevin

Mr. Percival

Miss Madelyn

Anna

Max

Mr. Hugo

Dr. Baumgartner
Milo’yu Beklerken, kozmik bir bekleme odasında dünyaya gitme sırasının kendisine gelmesini reddeden küçük Milo’nun hikayesini merkezine alıyor. Hayatın zorluklarından, acılarından ve belirsizliğinden korkan Milo, "doğum kapısından" geçmemekte direnince, bu durumu çözmek için deneyimli ama hayattan pek de zevk almayan bir ruh olan Elmore görevlendirilir. Elmore’un tek bir günü vardır: Milo’ya New York sokaklarında hayatın neden her şeye rağmen yaşanmaya değer olduğunu kanıtlamak.
Film, fantastik bir temel üzerine kurulu olsa da aslında varoluşsal sancıları ve yaşam sevincini sorgulayan naif bir anlatı sunuyor. Bir yanda doğmaktan korkan masum bir çocuk, diğer yanda ise yaşadığı hayatın kıymetini öldükten sonra anlayan bir yetişkinin çatışması, izleyiciyi hem güldüren hem de derin derin düşündüren bir yolculuğa çıkarıyor. Manhattan'ın kalabalığında geçen bu 24 saat, her iki karakter için de unutulmaz bir dönüşümün başlangıcı olacaktır.
Filmin başrolünde, huysuz ama altın kalpli rehber Elmore rolüyle usta oyuncu Albert Brooks yer alıyor. Brooks, karakterine has o nevrotik ve mizahi dokunuşla filme büyük bir enerji katıyor. Küçük Milo rolünde ise Anton Yelchin, çocuksu masumiyeti ve dünyaya karşı duyduğu o büyük endişeyi gözlerindeki merakla harmanlayarak izleyiciyi kalbinden vuruyor.
Milo’nun dünyadaki müstakbel annesini canlandıran Bridget Fonda, hamilelik sürecinin getirdiği hassasiyeti ve heyecanı zarafetle yansıtırken, kadroda yer alan diğer tecrübeli isimler hikayenin masalsı atmosferini destekliyor. Özellikle Brooks ve Yelchin arasındaki usta-çırak ilişkisi, filmin duygusal omurgasını oluşturuyor.
Nick Castle tarafından yönetilen Milo’yu Beklerken, 2000’lerin başında çekilen o sıcak ve samimi aile filmleri kuşağının en özgün örneklerinden biri. Film, fantastik öğeleri büyük görsel efektlerle değil, karakterlerin duyguları ve diyalogların gücüyle sunmayı tercih ediyor. New York’un bir fon olarak kullanıldığı yapımda, şehrin karmaşası bile yaşamın bir parçası ve güzelliği olarak resmediliyor. Tempo, bir günle sınırlı olan hikaye akışına uygun olarak dinamik tutulurken, finaldeki duygusal vuruş izleyicide uzun süre etkisini sürdürüyor.
Hayatın anlamını sorgulayan, moral bulmak isteyen ve kalbe dokunan hikayelerden hoşlanan her yaştan izleyici Milo’yu Beklerken’i keyifle izleyebilir. Özellikle fantastik komedi ve dramın iç içe geçtiği yapımları sevenler için bu film, adeta bir terapi niteliğinde. Ailecek izlenebilecek, şiddetten uzak ama derinliği olan bir yapım arayanlar için doğru bir tercih olacaktır.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, gündelik hayatın koşturmacası içinde unuttuğumuz "yaşama sevinci" kavramını bize yeniden hatırlatmasıdır. Milo’nun korkuları aslında hepimizin içindeki belirsizlik korkusunu temsil ediyor. Film, hayata dair karamsar bir bakış açısını, küçük bir çocuğun gözlerinden dünyaya yeniden bakarak nasıl değiştirebileceğimizi naif bir dille anlatıyor.
Yaşam Sevinci: Dünyadaki en küçük detayların bile yaşamı nasıl güzelleştirdiği.
Korku ve Cesaret: Bilinmeyene karşı duyulan korkuyu yenmenin tek yolunun ona bir şans vermek olduğu.
İkinci Şanslar: Elmore karakteri üzerinden, geçmişte yapılan hataların ve kaçırılan fırsatların değerlendirilmesi.
Eğer Milo’nun bu spiritüel yolculuğunu sevdiyseniz, benzer bir temayı işleyen ve yine bir ruhun dünyaya bakışını anlatan Pixar yapımı Soul filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca, hayatın mucizelerine odaklanan "Ghost" veya bir meleğin gözünden dünyayı anlatan "City of Angels" gibi fantastik dram türündeki yapımlar da listenizde yer alabilir.
Film, çekildiği dönemde çok büyük bir reklam bütçesine sahip olmasa da zamanla "gizli hazine" olarak nitelendirilen kült yapımlar arasına girmiştir. Başroldeki Anton Yelchin’in çocukluk dönemindeki en duru performanslarından biri olarak kabul edilir. New York’un pek çok ikonik mekanında gerçekleştirilen çekimler, filme gerçekçi bir doku kazandırmıştır.
Milo’yu Beklerken başrolde bir çocuk olsa da temaları itibarıyla yetişkinlere de hitap eden, felsefi derinliği olan bir aile filmidir.
Film, izleyiciyi üzmekten ziyade umut aşılayan, yaşamın güzelliğine vurgu yapan pozitif bir finale sahiptir.
Albert Brooks, Milo’yu dünyaya inmesi için ikna etmeye çalışan, hayattayken pek çok şeyi ıskalamış ama ölümden sonra bilgeliğe erişmiş Elmore karakterini canlandırıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...