
Korku, Gizem, Fantastik

Leon Kaufman

Mahogany

Susan Hoff

Maya

Jurgis

Randle Cooper

Otto

Detective Lynn Hadley
Leigh Cooper

Driver
Leon Kaufman, New York’un karanlık ve sert yüzünü fotoğraflayarak kariyerinde yükselmeye çalışan hırslı bir fotoğrafçıdır. Daha çarpıcı ve gerçekçi kareler yakalamak için şehrin en tekinsiz noktalarına girmekten çekinmez. Bir gece, metro istasyonunda çektiği fotoğrafların izini sürerken, son derece iri yapılı ve gizemli bir adam olan Mahogany’nin şüpheli hareketlerini fark eder. Leon, bu adamın gecenin ilerleyen saatlerinde metro vagonlarında gerçekleşen vahşi cinayetlerin sorumlusu olduğundan şüphelenmeye başlar.
Mahogany’yi takip ettikçe, sadece bir seri katilin izini sürmediğini, aynı zamanda şehrin temellerinin altına gizlenmiş, kadim ve dehşet verici bir sırrın kapısını araladığını fark eder. Leon’un bu saplantılı takibi, sadece kendi hayatını değil, sevgilisi Maya’nın güvenliğini de tehlikeye atar. Rayların üzerinde, metalin metale sürtme sesleri arasında gerçekleşen bu kedi-fare oyunu, metro hattının son durağında insan aklının sınırlarını zorlayan bir vahşetle noktalanacaktır.
Filmin başrolünde, hırslı fotoğrafçı Leon rolüyle Bradley Cooper yer alıyor. Cooper, karakterin meraktan saplantıya, cesaretten saf korkuya geçişini oldukça etkileyici ve fiziksel bir performansla sergiliyor. Sevgilisi Maya rolündeki Leslie Bibb ise, hikâyeye duygusal bir derinlik katarak izleyicinin yaşanan dehşetle bağ kurmasını sağlıyor.
Ancak filmin en unutulmaz performansı, hiç kuşkusuz dilsiz katil Mahogany rolündeki Vinnie Jones’a ait. Jones, tek bir kelime etmeden sadece fiziksel varlığı, soğuk bakışları ve disiplinli vahşetiyle sinema tarihinin en ürkütücü kötü karakterlerinden birini yaratıyor. Oyuncunun bu editoryal ağırlığı, filmin sessiz ama yoğun gerilimini sırtlayan en büyük unsur.
Korku edebiyatının usta ismi Clive Barker’ın kısa öyküsünden uyarlanan yapım, yönetmen Ryûhei Kitamura’nın elinde adeta bir vahşet senfonisine dönüşüyor. Dehşet Treni, sadece bir "slasher" filmi değil, aynı zamanda kentsel bir kabus tasviri. Görsel dili oldukça sert olan film, klostrofobik metro vagonlarını ve steril kesimhaneleri kullanarak izleyicide derin bir huzursuzluk yaratıyor. Kanlı sahnelerindeki yaratıcılığı ve finalindeki kozmik korku (cosmic horror) öğeleriyle yapım, türdeşlerinden ayrılan cesur bir duruş sergiliyor.
Görsel şiddet dozu yüksek, kanlı sahnelerden kaçınmayan ve karanlık atmosfere sahip yapımları seven izleyiciler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer Clive Barker’ın hayal dünyasına aşinaysanız veya korku filmi janrında "gore" unsurların sanatsal bir kurguyla birleştiği yapımlardan hoşlanıyorsanız, Dehşet Treni sizi derinden sarsacaktır. Ayrıca şehir efsanelerine ve yeraltı dünyasının gizemlerine ilgi duyanlar için de oldukça etkileyici bir seyirlik.
Film, izleyiciyi modern dünyanın göbeğinde, herkesin her gün kullandığı bir ulaşım aracının nasıl bir ölüm tuzağına dönüşebileceği fikriyle vuruyor. Klasik bir katil-kurban hikâyesi gibi başlayıp, sonlara doğru evrildiği metafiziksel boyut, filmi sadece bir gerilim değil, aynı zamanda felsefi bir korku öğesi haline getiriyor. Vinnie Jones’un ikonik kasap figürü ve Bradley Cooper’ın henüz dünya yıldızı olmadan önceki bu çiğ performansı için bile izlenmeye değer.
Şehir Efsaneleri ve Gerçeklik: Modern şehir hayatının görünmeyen, karanlık bir sistem üzerine inşa edilmiş olması.
Merakın Bedeli: Gerçeğin peşinden giden bir insanın, o gerçeğin ağırlığı altında ezilmesi.
Kurban ve Avcı: İnsan eti ve kanının, kadim bir düzeni ayakta tutmak için sunulan bir adak olması.
Dönüşüm: Masum bir gözlemcinin, dehşete tanıklık ettikçe kendi içindeki karanlıkla tanışması.
Clive Barker imzalı bir diğer efsane olan Hellraiser (1987) bu filmin ruh ikizidir. Metroda geçen benzer bir gerilim arayanlar için Creep (2004) veya şiddet dozajı yüksek olan Saw serisi mantıklı seçenekler olabilir. Ayrıca katil-takip temalı Nightcrawler, gerilim tonu açısından Leon’un takıntısını andırabilir.
Film, Clive Barker'ın "Books of Blood" (Kan Kitapları) serisindeki "The Midnight Meat Train" adlı kısa öyküsünden uyarlanmıştır.
Katil Mahogany’nin kullandığı devasa et çekici, filmin en ikonik ve korkutucu objelerinden biri haline gelmiştir.
Yönetmen Kitamura, filmin atmosferini oluştururken New York metrosunun soğukluğunu ve yalnızlığını vurgulamak için özel renk filtreleri kullanmıştır.
Mahogany karakteri, bir amaca hizmet eden "görevli" bir figür olarak tasarlanmıştır. Sessizliği, onun insani duygulardan arınmış, sadece işini yapan mekanik bir ölüm makinesi olduğunu simgeler.
Final, bireysel bir hikâyenin ötesine geçerek, insanlığın bilmediği karanlık bir hiyerarşiyi ortaya çıkarır. Bu son, kötülüğün bir kişiye bağlı olmadığını, sürekliliği olan bir sistem olduğunu vurgular.
O dönemde henüz romantik komedi yıldızı olmayan Cooper, bu filmdeki karakteri için oldukça karanlık ve psikolojik olarak yorucu bir hazırlık süreci geçirmiştir; bu da performansının bu kadar sahici olmasını sağlamıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...