
Priest
Linda
Eta
Nun
Fisherman

Police woman / nun / cleaning lady

Linda's father

Eta's mother
Schoolteacher
Schoolgirl
Marie, yirmi dokuzuncu yaş gününün sabahında uyandığında, hayatına dair on yıllık bir boşlukla karşılaşır. Zihninde kalan son anı, yakışıklı Paul ile tanıştığı ve tutkulu bir aşka yelken açtığı o büyülü gecedir. Ancak gerçek, hatırladığından çok farklıdır; aradan on yıl geçmiş, Marie kırk yaşına gelmiş ve bir anne olmuştur. Üstelik bir zamanlar deliler gibi aşık olduğu Paul ile evliliği, boşanmanın eşiğine gelmiş, soğuk ve nefret dolu bir savaşa dönüşmüştür.
Marie, bu on yıllık süreçte nasıl bir kadına dönüştüğünü, neden bu kadar sertleştiğini ve sevdiklerini neden kendinden uzaklaştırdığını anlamaya çalışır. Hafızasındaki o genç, neşeli ve aşık kadını geri getirmek için zamanla yarışırken, aslında kendi yarattığı "başka bir kadın" ile yüzleşmek zorundadır. Bu dram filmi, geçmişin hatalarını telafi etmenin ve ikinci bir şansın mümkün olup olmadığını sorgulayan editoryal bir derinliğe sahiptir.
Juliette Binoche, Marie rolünde kariyerinin en hassas ve dinamik performanslarından birini sergiliyor. Binoche, yirmi dokuz yaşındaki bir genç kızın şaşkınlığı ve heyecanı ile kırk yaşındaki bir iş kadınının ağırlığını aynı bedende muazzam bir başarıyla taşıyor. Mathieu Kassovitz, Paul rolünde, karısına karşı duyduğu derin kırgınlığı ve aşkın küllenmiş kalıntılarını izleyiciye hissettirerek Binoche ile harika bir kimya oluşturuyor.
Kadrodaki oyuncuların uyumu, Marie'nin yaşadığı o büyük kafa karışıklığını ve çevresindeki insanların ona olan mesafeli tutumunu oldukça gerçekçi kılıyor. Özellikle Binoche'un karakterindeki o çocuksu merakın, yetişkin bir hayatın sorumluluklarıyla çarpışma anları filmin editoryal gücünü pekiştiriyor.
Sylvie Testud’un yönetmenlik koltuğunda oturduğu film, Frederique Deghelt’in romanından uyarlanmıştır. Film, bir "hafıza kaybı" hikayesini klişelerden uzaklaştırarak, modern insanın hırsları uğruna neleri feda edebileceğini gösteren bir aynaya dönüştürüyor. Sinematografi, Marie’nin zihnindeki aydınlık geçmiş ile grileşmiş şimdiki zamanı renk paletleriyle çok iyi ayırt ediyor. Filmin temposu, Marie’nin hayatındaki parçaları birleştirme hızıyla paralel olarak akıcı ve merak uyandırıcı bir şekilde ilerliyor.
İnsan psikolojisine odaklanan, ilişkilerin zaman içindeki değişimini merak eden ve "Hayatım bir anda değişse ne yapardım?" sorusunu soran izleyiciler bu yapımı mutlaka izlemeli. Eğer yabancı dram türünde, özellikle Fransız sinemasının o duygusal ve estetik dokusunu taşıyan yapımları seviyorsanız, Başka Bir Kadın size hitap edecektir. Romantik bir temel üzerine kurulu varoluşsal sorgulamalardan keyif alan her sinemasever bu esere vakit ayırmalı.
Film, rutin hayatın içinde nasıl kaybolduğumuzu ve aslında kim olduğumuzu ne kadar çabuk unutabileceğimizi çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor. Juliette Binoche gibi usta bir oyuncunun performansını izlemek başlı başına bir sebepken, hikayenin sunduğu "ikinci şans" teması izleyiciye umut veriyor. Sadece bir kadının hikayesini değil, aslında zamanın ve hırsın aşk üzerindeki yıkıcı etkisini görmek için de izlenmesi gereken bir sanat filmi.
Zaman ve Değişim: On yılın bir insanı ve ruhunu nasıl tanınmaz hale getirebileceği.
Kimlik Sorgulaması: Toplumdaki statümüz ve işimizle, gerçek benliğimiz arasındaki uçurum.
Aşk ve Affetme: Dağılmış bir ilişkiyi, en saf haliyle hatırlayarak yeniden onarma çabası.
Bu filmin sunduğu hafıza ve ilişki temasını sevdiyseniz, bir adamın hafızasını sildirmesini konu alan Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) veya bir kadının her gün hafızasının silindiği Uyuyana Kadar (Before I Go to Sleep) gibi yapımları izleyebilirsiniz. Ayrıca bağımsız sinema örneklerinden Gece Yarısından Önce gibi diyalog odaklı ilişki dramaları da ilginizi çekebilir.
Film, Juliette Binoche’un hem komedi hem de dram yeteneğini aynı anda sergilediği nadir yapımlardan biridir. Çekimler sırasında yönetmen Sylvie Testud, Marie’nin şaşkınlığını daha doğal yansıtmak adına Binoche’un bazı sahnelerde doğaçlama yapmasına izin vermiştir. Film, Fransa’da vizyona girdiği dönemde özellikle özgün senaryosu ve duygusal yoğunluğuyla sinema eleştirmenlerinden tam not almıştır.
Hayır, film doğaüstü bir element içermez; hafıza kaybı tıbbi bir durumdan ziyade, Marie’nin hayatındaki duygusal kopuşu simgeleyen dramatik bir araç olarak kullanılır.
İki usta isim, yılların biriktirdiği kırgınlığı ve ilk aşkın o taze heyecanını sahnelerine yansıtarak oldukça inandırıcı bir çift portresi çiziyorlar.
Film, Marie’nin unuttuğu on yıla dair ipuçlarını, eski video kayıtları, fotoğraflar ve çevresindeki insanların tepkileri üzerinden, izleyiciyi de bir dedektif gibi hikayeye dahil ederek işliyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...