
Yedi yakın arkadaş (üç evli çift ve bir bekar arkadaş), akşam yemeğinde bir araya gelir. Gece oldukça neşeli başlar; ancak yemek sırasında ev sahibi, teknolojiyle olan bağımlılığımıza ve birbirimizden sakladığımız sırlara dikkat çekmek için bir oyun önerir: Herkes telefonunu masaya koyacak, o gece gelen her mesaj, e-posta ve arama sesli olarak tüm masayla paylaşılacaktır.
Başlangıçta herkes kendine güvendiği için oyunu kabul eder; ancak telefonlara düşen her bildirimle birlikte maskeler düşmeye, sadakatler sorgulanmaya ve yıllardır saklanan "kirli çamaşırlar" ortaya çıkmaya başlar. Aslında en yakınlarımızın bile birer "yabancı" olabileceğini gösteren bu oyun, masadakilerin hayatını geri dönülmez bir şekilde değiştirecektir.
Filmin en büyük gücü, Türkiye’nin en yetenekli oyuncularını bir araya getiren dev kadrosudur:
Belçim Bilgin: Ev sahibi ve oyunun başlatıcısı Banu rolünde.
Buğra Gülsoy: Banu'nun eşi, cerrah Kerem karakterine hayat veriyor.
Çağlar Ertuğrul: Sakin görünüp fırtınalar koparan bir karakteri canlandırıyor.
Leyla Lydia Tuğutlu: Masanın daha genç ve idealist üyesini oynuyor.
Serkan Altunorak: Gizemli ve sessiz bir karakterle hikayeye derinlik katıyor.
Şebnem Bozoklu: Masanın neşeli ama hayal kırıklıkları olan kadını rolünde harikalar yaratıyor.
Şükrü Özyıldız: Masadaki dinamikleri değiştiren önemli bir parçayı temsil ediyor.
Serra Yılmaz, ilk yönetmenlik deneyiminde tek mekanın klostrofobik etkisini ve gerilimini çok iyi yönetmiş. Yapımcılığını Ferzan Özpetek’in üstlendiği film, İtalyan sinemasının o sofistike atmosferini İstanbul’un modern yüzüyle harika bir şekilde birleştiriyor.
Sinematografik açıdan masanın etrafındaki kamera hareketleri, karakterlerin yüzlerindeki en ufak bir ifade değişimini yakalayarak izleyiciyi masanın sekizinci konuğu gibi hissettiriyor. Bir yerli film olarak, orijinaline bu denli sadık ama bir o kadar da bizden hissedilen nadir uyarlamalardan biridir. Bir platform filmi olarak dijital mecralarda en çok izlenen ve tartışılan yapımlar arasındadır.
İnsan psikolojisine, ilişkilere ve teknoloji-mahremiyet ikilemine ilgi duyanlar için bu film bir başyapıt niteliğinde. Eğer "herkesin bir sırrı vardır" fikri sizi hem korkutuyor hem de cezbediyorsa, bu gerilimi kaçırmamalısınız. Arkadaş grupları veya çiftler için izledikten sonra üzerine saatlerce konuşulacak bir gerilim filmi.
Film, günümüzde akıllı telefonlarımızın birer "karakutu"ya dönüştüğünü ve içinde bütün karanlık yönlerimizi sakladığını yüzümüze çarpıyor. Nicole Kidman’ın Destroyer’daki o çiğ ve karanlık geçmişinin aksine; burada her şey pırıl pırıl bir yemek masasında, şık kıyafetler içinde ama aynı derecede yıkıcı sırlar üzerinden ilerliyor. Final sahnesi ise hayatın gerçeğine ve seçimlerimize dair unutulmaz bir ters köşe sunuyor.
Mahremiyet ve Teknoloji: Telefonların özel hayatımızın birer uzantısı haline gelmesi.
Maskeler: İnsanların sosyal ortamlarda ve en yakınlarına karşı taktığı maskeler.
Sadakat ve İhanet: Dostlukların ve evliliklerin aslında ne kadar sağlam (veya pamuk ipliğine bağlı) olduğu.
Gerçeğin Ağırlığı: Her gerçeğin bilinmesinin mutluluk getirip getirmeyeceği sorgusu.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...