

The Dude

Walter Sobchak

Maude Lebowski

Donny

The Big Lebowski

Brandt

Bunny Lebowski

Treehorn Thug

Treehorn Thug

Nihilist
Los Angeles'ta yaşayan, tek tutkusu bowling oynamak ve "White Russian" içmek olan, işsiz güçsüz ama son derece huzurlu Jeffrey "The Dude" Lebowski, bir gün evine giren iki zorba tarafından tartaklanır. Zorbalar, Lebowski'nin karısının borçlarını ödemesini istemektedir; ancak ortada küçük bir sorun vardır: Ahbap evli değildir. Kısa sürede anlaşılır ki zorbalar, onu aynı ismi taşıyan tekerlekli sandalyeye mahkum bir milyonerle karıştırmıştır.
En sevdiği halısının üzerine işenmesine bozulan Ahbap, tazminat istemek için "Büyük" Lebowski'nin kapısını çalar. Ancak bu ziyaret, onu kaçırılan bir eşin kurtarılması, gizemli fidye çantaları, nihilist Almanlar ve feminist sanatçılarla dolu akıl almaz bir karmaşanın içine iter. Ahbap ve barut fıçısı gibi arkadaşı Walter, bu kaosu çözmeye çalışırken aslında sadece bowling turnuvasına yetişmek istemektedirler.
Jeff Bridges, sinema tarihinin en rahat ve ikonik karakterlerinden biri olan "The Dude" rolünde kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor. John Goodman, Vietnam travmalarını her fırsatta bowlinge bağlayan sinirli ve kuralcı Walter Sobchak rolünde muazzam bir komedi sunarken; Steve Buscemi, grubun sürekli susturulan naif üyesi Donny olarak ekibi tamamlıyor.
Kadroda ayrıca; milyoner Lebowski rolünde David Huddleston, gizemli sanatçı Maude rolünde Julianne Moore ve sadece birkaç dakikalık sahnesiyle bile efsaneleşen "Jesus" karakteriyle John Turturro yer alıyor. Philip Seymour Hoffman ise milyonerin asistanı Brandt rolünde ustalığını bir kez daha konuşturuyor.
Coen Kardeşler, bu filmle klasik bir "kara film" (film noir) yapısını alıp, onu absürt bir komedi ve felsefi bir alt metinle birleştirmişlerdir. Film, vizyona girdiği dönemde karışık yorumlar alsa da, zamanla dünya çapında devasa bir hayran kitlesi edinmiş ve hakkında "Dudeism" adı verilen bir din/felsefe akımı bile başlatılmıştır. Müzikleri, kendine has jargonu ve sürreal rüya sahneleriyle Büyük Lebowski, sinemanın en özgün yapımlarından biridir.
Absürt mizahı seven, hayatı çok ciddiye almayan karakterlerden hoşlanan ve Coen Kardeşler’in zekice kurgulanmış diyaloglarına hayran olan herkes bu filmi izlemeli. Eğer "bir olaylar silsilesi nasıl bu kadar saçma bir noktaya varabilir?" diye merak ediyorsanız, bu film tam size göre. Bu kült film, sinema kültürünün en eğlenceli ve en çok alıntı yapılan parçalarından biridir.
Bu filmi izlemek için en büyük neden, hayata karşı geliştirilen o sarsılmaz "Ahbap" felsefesine tanık olmaktır. Dünya yanarken bile "halısının peşine düşen" bir adamın hikâyesi, modern yaşamın karmaşasına karşı verilmiş en komik cevaptır. Walter'ın bitmek bilmeyen öfke nöbetleri ve Jesus'un bowling pistindeki şovu gibi sahneler, görsel bir mizah şöleni sunar.
Kimlik Karışıklığı: Rastlantıların insan hayatını nasıl bir kaosa sürükleyebileceği.
Pasifizm ve Öfke: Ahbap'ın aşırı sakinliği ile Walter'ın agresif tavırları arasındaki komik tezat.
Modern Nihilizm: "Hiçbir şeye inanmayan" karakterler üzerinden hayatın anlamının sorgulanması.
Bu tarz bir absürtlüğü sevdiyseniz, yine bir Coen Kardeşler yapımı olan Fargo veya Nerdesin Be Birader? (O Brother, Where Art Thou?) filmlerine göz atabilirsiniz. Karakter odaklı ve tuhaf bir suç dünyası için Guy Ritchie’nin Kapışma (Snatch) filmi de keyifli bir alternatif olabilir.
"The Dude" (Ahbap) kelimesi film boyunca tam 161 kez kullanılmaktadır.
Jeff Bridges, filmde giydiği kıyafetlerin büyük bir kısmını (meşhur şeffaf sandaletler dahil) kendi gardırobundan getirmiştir.
John Goodman’ın canlandırdığı Walter karakteri, gerçek hayattaki ünlü yönetmen John Milius’tan esinlenilerek yaratılmıştır.
Evet, karakter Coen Kardeşler’in arkadaşı olan film yapımcısı Jeff Dowd'dan esinlenilmiştir. Dowd da gerçek hayatta "The Dude" lakabını kullanmaktaydı.
Ahbap’ın film boyunca elinden düşürmediği kokteyldir; votka, kahve likörü ve taze krema (veya süt) ile hazırlanır. Filmden sonra bu içeceğin popülaritesi dünya çapında artmıştır.
Çünkü Ahbap'ın da dediği gibi: "O halı, odayı gerçekten tamamlıyordu." Halı, aslında filmdeki tüm karmaşanın fitilini ateşleyen ve Ahbap'ın basit hayatındaki tek estetik değerdir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...