

Ali

Mevlüt

Gülce

Osman
Saban
Recep
Saban (as Fatih Topcuoglu)
Recep'in oglu

Mevlüt'ün kizi

Bakici
Mühendislik öğrencisi olan Ali, hayata karşı mesafeli, içine kapanık ve gelecekten büyük beklentileri olmayan bir gençtir. Ali’nin sıradan dünyası, İzmir’de staj yaptığı sırada karşısına çıkan gizemli ve bir o kadar da etkileyici olan Mevlüde ile değişir. Mevlüde’ye duyduğu sessiz hayranlık, Ali’yi daha önce hiç bilmediği yollara, sahaf dükkanlarına ve ruhani sorgulamalara iter. Ali, bu süreçte sadece bir aşkın peşinden gitmez; aynı zamanda yaşlı bir sahaf olan Eren Amca’nın rehberliğinde hayatın ve "saadet" kavramının derinliklerini keşfetmeye başlar.
Selman Kılıçaslan’ın yazıp yönettiği bu yapım, hızla akıp giden modern dünyanın içinde durup nefes almak isteyen bir ruhun hikâyesidir. Film, insanın kendi mutluluğunu bulma çabasını, küçük ama anlamlı tesadüflerin gücünü ve sabrın erdemini naif bir dille anlatır. Dram filmleri arasında sade anlatımıyla dikkat çeken film, izleyiciyi yormadan derin düşüncelere sevk etmeyi başarır.
Filmin başrolünde yer alan Kemal Uçar, Ali karakterinin o çekingen ve sorgulayan tavrını izleyiciye çok samimi bir şekilde aktarıyor. Uçar'ın abartısız ve doğal oyunculuğu, karakterin yaşadığı içsel değişimi çok daha inandırıcı kılıyor. Mevlüde rolünde izlediğimiz Nilay Erdönmez ise, gizemli ve dingin duruşuyla filmin şiirsel atmosferine büyük katkı sağlıyor.
Filmin kilit taşlarından biri olan Eren Amca karakterine hayat veren Ruhi Sarı, bilge sahaf rolünde filmin felsefi derinliğini omuzluyor. Sarı'nın sergilediği tecrübeli oyunculuk, Ali ile aralarındaki usta-çırak ilişkisini filmin en dokunaklı unsurlarından biri haline getiriyor. Kadroda ayrıca Erkan Can gibi usta isimlerin varlığı da hikâyenin yerel ve samimi dokusunu güçlendiriyor.
Bütün Saadetler Mümkündür, ismini Ziya Osman Saba’nın bir şiirinden alan, sinematografisiyle de şiirsel bir dil kurmayı başaran özel bir yapım. Yönetmen Selman Kılıçaslan, büyük çatışmalar veya yüksek tondan diyaloglar yerine, sessizliğin ve bakışların gücüne inanıyor. Film, İzmir’in arka sokaklarını, eski kitapların kokusunu ve insanın kendi yalnızlığını birer fon olarak kullanıyor. Bağımsız sinema örneği olarak, ticari kaygılardan uzak, tamamen hislere odaklanan bu eser, Türk sinemasında naif bir duruşu temsil ediyor.
Hızlı tüketimden ve gürültülü yapımlardan sıkılan, ruhunu dinlendirecek sakin bir hikâye arayanlar için bu film birebir. Edebiyata, şiire ve özellikle sahaf kültürüne ilgi duyan sinemaseverler filmde kendilerinden çok şey bulacaktır. Eğer yerli film izle seçenekleri arasında hayatın anlamı üzerine kafa yoran, felsefi ve romantik alt metinli yapımları seviyorsanız, Ali’nin bu yolculuğuna mutlaka ortak olmalısınız.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, modern hayatın bize unutturduğu "küçük mutlulukların" ve "beklemenin" güzelliğini hatırlatmasıdır. Film, izleyiciye bir mucize vaat etmiyor; aksine her anın bir saadet ihtimali taşıdığını fısıldıyor. Ayrıca Kemal Uçar ve Ruhi Sarı’nın karşılıklı sahnelerindeki o doğal akış, nitelikli bir oyunculuk izlemek isteyenler için oldukça tatmin edici.
Saadet Arayışı: Mutluluğun aslında ulaşılması gereken bir hedef değil, bir bakış açısı olduğu.
Maneviyat ve Rehberlik: Genç bir ruhun, bir bilgenin ışığında kendini bulma süreci.
Sessiz Aşk: Sözlere dökülemeyen, bakışlarla ve hayallerle büyütülen naif duygular.
Edebiyatın Gücü: Kitapların ve şiirin insan hayatını nasıl dönüştürebileceği.
Bu filmin dinginliğini sevdiyseniz, yine bir gencin iç dünyasına odaklanan Uzak (Nuri Bilge Ceylan) veya bir sahaf dükkanının huzurunu hissettiren Gönül Yarası gibi yapımları izleyebilirsiniz. Ayrıca manevi arayışları odağına alan Takva veya naif bir aşk hikâyesi sunan Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku da benzer duyguları tetikleyebilir.
Film, adını Cumhuriyet dönemi şairi Ziya Osman Saba’nın ünlü şiirinden almıştır.
Çekimler İzmir’in tarihi dokusunu yansıtan farklı mekanlarda gerçekleştirilmiştir.
Film, birçok festivalde gösterilmiş ve yönetmen Selman Kılıçaslan'ın başarılı ilk uzun metraj denemesi olarak kabul edilmiştir.
Ali, her ne kadar kurgusal bir karakter olsa da modern şehir hayatında yönünü arayan, kendi kabuğuna çekilmiş her genci temsil eden evrensel bir figürdür.
Mevlüde'nin az konuşması, Ali’nin gözünde bir gizem ve idealize edilmiş bir "ulaşılamaz" imgesi yaratmak için bilinçli bir yönetmen tercihidir.
Film, klasik bir "mutlu son"dan ziyade, Ali’nin artık hayata daha açık ve umut dolu bakmaya başladığı, içsel bir huzura ulaştığı bir final sunar.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...