
Belgesel
2007 yılında Myanmar'da (Burma), askeri rejimin yakıt fiyatlarına yaptığı fahiş zamlar, halkın sabrını taşıran son damla olur. Sokaklara dökülen binlerce insan, barışçıl bir direniş başlatır. Ancak Myanmar, dış dünyaya kapalı, basın özgürlüğünün olmadığı bir ülkedir. İşte bu noktada, kendilerine "Demokratik Burma'nın Sesi" (DVB) adını veren bir grup video gazetecisi (VJ), imkansızı başarmak için harekete geçer. Ellerindeki ucuz ve küçük kameraları kıyafetlerinin altına gizleyerek, sokaklardaki kanlı müdahaleleri, rahiplerin öncülük ettiği yürüyüşleri ve ordunun vahşetini gizlice kaydederler.
Film, Oslo’daki merkezlerinden gelen direktiflerle çalışan bu cesur muhabirlerin, görüntüleri internet üzerinden yurt dışına kaçırma süreçlerini takip ediyor. "Joshua" takma adını kullanan genç bir gazetecinin gözünden izlediğimiz bu süreç, sadece bir haber toplama faaliyeti değil; bir ulusun susturulan sesini geri kazanma mücadelesidir. Sokak ortasında vurulan Japon gazeteciden, tutuklanan rahiplere kadar her kare, rejimin yıkmaya çalıştığı hakikati korumak için çekilmiştir.
Bu yapım bir belgesel olduğu için başrolde, gerçek kimliğini gizlemek zorunda kalan "Joshua" ve onun etrafındaki isimsiz video gazetecileri yer alıyor. Joshua'nın anlatımı, bir muhabirin soğukkanlılığı ile ülkesi için endişe duyan bir gencin duygusallığı arasında gidip gelerek filme müthiş bir editoryal derinlik katıyor. Görüntülerdeki insanlar; dua eden rahipler, ağlayan anneler ve öfkeli gençler, filmin gerçek ve en güçlü kadrosunu oluşturuyor.
Yönetmen Anders Østergaard, elde edilen dağınık ve düşük kaliteli amatör kayıtları, profesyonel bir kurguyla birleştirerek izleyiciye kesintisiz bir aksiyon filmi gerilimi sunuyor. Kayıtları yapan gazetecilerin nefes alışlarını, titreyen ellerini ve kamerayı saklama çabalarını hissetmek, izleyicinin bu tehlikeli operasyonun bir parçası olmasını sağlıyor.
Danimarkalı yönetmen Anders Østergaard imzalı bu yapım, 2010 yılında "En İyi Belgesel" dalında Oscar adaylığı kazanarak Myanmar’daki direnişi küresel bir sembole dönüştürmüştür. Film, sinematografik açıdan "buluntu film" estetiğini belgesel gerçekliğiyle birleştiriyor. Görüntülerin kalitesizliği, aslında haberin aciliyetini ve çekildiği koşulların zorluğunu vurgulayan sanatsal bir tercihe dönüşüyor. Sadece bir siyasi olayı değil, aynı zamanda gazetecilik etiğini ve dijital çağda bilginin nasıl bir silaha dönüşebileceğini anlatan bu belgesel film, izleyicide derin bir hayranlık ve hüzün bırakıyor.
Basın özgürlüğü, insan hakları ve dijital aktivizm konularına ilgi duyan herkes bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer haber bültenlerinde gördüğünüz kısa görüntülerin ardındaki hayati tehlikeyi ve emeği merak ediyorsanız, bu yapım size sarsıcı bir perspektif sunacaktır. Ayrıca diktatörlükle yönetilen kapalı toplumların iç işleyişini anlamak isteyen sosyoloji ve siyaset bilimi meraklıları için de bu dram filmi kaçırılmayacak bir kaynak niteliğindedir.
Bu belgeseli izlemek için en önemli sebep, bir kameranın bir tanktan daha güçlü olabileceğine tanık olmaktır. Joshua ve ekibinin, yakalanmaları halinde ağır işkenceler göreceklerini bilmelerine rağmen sokaklara çıkması, insan iradesinin sınırlarını gösteriyor. Gerçekliğin manipüle edildiği günümüzde, "saf hakikatin" peşinde koşmanın bedelini ve önemini hatırlamak için bu yapım bir başucu eseri değerindedir.
Bilgi Savaşı: Kapalı bir rejimde gerçeğin bir direniş biçimi olarak kullanılması.
Fedakarlık: Gazetecilik uğruna hayatını, ailesini ve özgürlüğünü riske atan bireylerin hikayesi.
Sivil Direniş: Rahiplerin ve halkın şiddet içermeyen yöntemlerle askeri güce karşı duruşu.
Eğer bu yapımın aktivist ruhunu ve gizli çekim tekniklerini sevdiyseniz, Ukrayna’daki halk ayaklanmasını anlatan Winter on Fire: Ukraine's Fight for Freedom belgeselini mutlaka izlemelisiniz. Benzer bir gazetecilik mücadelesi ve savaşın iç yüzü için City of Ghosts veya Myanmar’daki daha güncel olayları işleyen yapımlar ilginizi çekebilir.
Filmdeki görüntülerin çoğu, Myanmar dışına gizli kuryeler ve uydu interneti aracılığıyla parça parça çıkarılmıştır.
"Joshua" filmden sonra dünya çapında birçok prestijli gazetecilik ödülüne layık görülmüş, ancak güvenliği için uzun süre sürgünde yaşamak zorunda kalmıştır.
Yapım, o dönemde yasaklı olmasına rağmen Myanmar içinde gizlice dağıtılmış ve halkın moralini yükselten bir motivasyon kaynağı olmuştur.
Hayır, filmdeki görüntülerin tamamı, video gazetecileri tarafından gerçek olaylar sırasında kaydedilmiş ham ve orijinal kayıtların kurgulanmış halidir.
Myanmar’da Budist rahipler toplumun ahlaki vicdanı olarak görülür; onların sokağa çıkması, askeri rejimin dini ve insani meşruiyetini kaybettiğinin en büyük göstergesidir.
2007'deki "Safran Devrimi" kanlı bir şekilde bastırılmış olsa da, bu görüntüler uluslararası baskıyı artırmış ve Myanmar'ın yıllar sonra başlayan demokratikleşme sürecine giden yolu açmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...