
Dram
Türk sinemasında kadın kimliğinin sorgulandığı en derinlikli yapımlardan biri olan film, orta yaşlarına gelmiş, evli ve çocuklu bir kadın olan Nermin’in içsel uyanışını odağına alıyor. Nermin, dışarıdan bakıldığında düzenli ve huzurlu görünen bir hayata sahip olsa da, aslında kocasıyla olan ilişkisinde derin bir yalnızlık ve tatminsizlik yaşamaktadır. Yıllardır süregelen alışkanlıklar, Nermin’in kendi benliğini bir kenara itmesine neden olmuştur. Ancak hayatına giren yeni bir heyecan ve tesadüfler, onu güvenli limanından çıkarıp fırtınalı bir denize sürükler.
Nermin, sadece bir eş veya anne olmanın ötesinde "bir kadın" olarak varlığını kanıtlama çabasına girerken, toplumun ve ailesinin ördüğü duvarlarla yüzleşmek zorunda kalır. Kendini bulma yolculuğu, beraberinde büyük kopuşları ve hayal kırıklıklarını da getirir. Film, bir kadının özgürlük arayışının bedellerini ve toplumsal baskıların birey üzerindeki boğucu etkisini, 1980’lerin Türkiye atmosferinde son derece gerçekçi ve vurucu bir dille beyaz perdeye aktarır.
Hülya Koçyiğit, Nermin karakteriyle kariyerinin en olgun ve incelikli performanslarından birini sergiliyor. Karakterin iç dünyasındaki sessiz çığlıkları, mutfaktaki sıradan anlardan tutun da en büyük patlama anlarına kadar büyük bir ustalıkla yansıtıyor. Koçyiğit, bu filmdeki duruşuyla "fedakar anne" imajından sıyrılıp kendi kaderini tayin etmeye çalışan modern kadının sembolü haline geliyor.
Cihan Ünal, Nermin’in hayatındaki değişim rüzgarını temsil eden karakter olarak karizması ve oyunculuk gücüyle filme büyük katkı sağlıyor. Engin Şenkan ise, alışılagelmiş düzenin ve statükonun temsilcisi olan koca rolünde, duyarsızlığı ve mülkiyetçi yaklaşımıyla çatışmanın temelini başarıyla kuruyor. Yan rollerdeki tecrübeli oyuncular, Nermin’i çevreleyen toplumsal baskı çemberini tamamlayan gerçekçi figürlere hayat veriyorlar.
Yönetmen Feyzi Tuna, bu yapımda Türk sinemasının klasik dram kalıplarını bir kenara bırakarak daha batılı ve psikolojik derinliği olan bir anlatım tercih ediyor. Filmin temposu, Nermin’in iç dünyasındaki dalgalanmalarla paralel şekilde ilerlerken; sinematografi, karakterin yalnızlığını vurgulayan loş iç mekanlar ve hürriyeti simgeleyen geniş açılarla destekleniyor. 1980 sonrası başlayan "Kadın Filmleri" akımının en nitelikli örneklerinden biri olan yapım, editoryal açıdan kadının özneleşme sürecini bir başyapıt kıvamında işliyor.
Bireyin toplumla ve kendisiyle olan hesaplaşmasını konu alan psikolojik dram türünü sevenler için bu film kaçırılmaması gereken bir eserdir. Kadın hakları, toplumsal cinsiyet rolleri ve bireysel özgürlük temalarına ilgi duyan izleyiciler, Nermin’in hikayesinde kendilerinden pek çok parça bulacaktır. Hülya Koçyiğit sinemasının değişim evrelerini merak eden nostalji tutkunları için de oldukça doyurucu bir seyir vaat eder.
Bu film, üzerinden on yıllar geçmesine rağmen evliliğin içindeki görünmez yalnızlığı ve kadının "kendine ait bir oda" yaratma çabasını en dürüst haliyle anlattığı için izlenmelidir. Sadece bir aldatma veya kaçış öyküsü değil, bir insanın tüm riskleri göze alarak kendini inşa etme hikayesidir. Feyzi Tuna’nın usta işi rejisi ve Hülya Koçyiğit’in devleşen performansı, filmi basit bir melodram olmaktan çıkarıp sosyolojik bir analiz seviyesine taşır. Hayatın rutinine hapsolmuş herkesin içine dokunacak bir şeyler barındıran bu yapım, Türk sinemasının en cesur kadın anlatılarından biridir.
Bireyselleşme Çabası: Kadının anne ve eş rolleri dışındaki öz kimliğini bulma arzusu.
Evlilikte Yalnızlık: Ortak bir hayat sürerken yaşanan duygusal iletişimsizlik ve ruhsal kopuş.
Toplumsal Baskı: Kadının özgürlük arayışının "ahlak" ve "gelenek" duvarlarına çarpması.
Eğer bu yapımın işlediği kadın dünyasını sevdiyseniz, Müjde Ar klasiği olan Aaahh Belinda veya yine kadının varoluşunu sorgulayan Türkan Şoray’ın başrolde olduğu Mine filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca benzer bir içsel yolculuğu konu alan Adı Vasfiye de bu türün en güçlü sosyal dram örnekleri arasında yer alır.
Film, Hülya Koçyiğit’in sinema kariyerinde artık "idealize edilmiş Türk kadını" rollerinden tamamen uzaklaşıp daha gerçekçi ve kusurlu karakterlere yöneldiği dönemin en önemli eseridir. Çekimlerin yapıldığı mekanlar, 80’lerin yükselen burjuva sınıfının yaşam tarzını ve o dönemin dekorasyon anlayışını da başarılı bir şekilde yansıtır. Yapım, yayımlandığı dönemde kadın dernekleri ve eleştirmenler tarafından övgüyle karşılanmıştır.
Nermin, sevgi ve ilginin yerini alışkanlığa bıraktığı, kendi hayallerinin ve arzularının yok sayıldığı bir hayatın içinde görünmez hale geldiği için derin bir mutsuzluk içindedir.
Filmin büyük bir kısmı İstanbul’un Nişantaşı ve Teşvikiye gibi semtlerinde, o dönemin modern şehirli hayatını simgeleyen mekanlarda çekilmiştir.
Film, bir insanın gerçekten yaşadığını hissetmesi için bazen tüm kurulu düzenini yıkmayı ve kendi gerçeğiyle yüzleşmeyi göze alması gerektiği mesajını verir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...