

Marion

Hope

Ken

Lydia

Larry

Kathy

Laura

Marion's Father

Claire

Young Marion's Father
Marion Post, ellili yaşlarında, başarılı bir felsefe profesörü ve görünüşte kusursuz bir hayata sahip olan entelektüel bir kadındır. Yeni kitabı üzerinde odaklanabilmek için kiraladığı çalışma odası, yan taraftaki psikiyatristin ofisinden gelen seslerin duyulduğu bir havalandırma boşluğuna komşudur. Marion, tesadüfen kulak misafiri olduğu seanslarda, hamile ve derin bir varoluşsal keder içindeki Hope adında genç bir kadının itiraflarını dinlemeye başlar.
Hope’un hüzün dolu sesi, Marion’un yıllardır titizlikle inşa ettiği duygusal duvarlarda çatlaklar açar. Kendi rasyonelliğini ve soğukkanlılığını bir zırh gibi kullanan Marion, genç kadının acılarında kendi bastırılmış pişmanlıklarını, başarısız evliliklerini ve ıskaladığı duygusal bağları görmeye başlar. Bir yabancının iç dünyasına yaptığı bu istemsiz yolculuk, Marion’u kendi hayatının acımasız bir muhasebesini yapmaya ve "başka bir kadın" olma ihtimalini sorgulamaya itecektir.
Gena Rowlands, Marion rolünde kariyerinin en duru ve dokunaklı performanslarından birini sergiliyor. Rowlands, karakterin dışarıya karşı sergilediği otoriter ve kontrollü duruşun ardındaki kırılganlığı, sadece bir bakışla veya el hareketiyle izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Mia Farrow, Marion’un hayatını değiştiren sesin sahibi Hope karakterinde, kırılganlığı ve masumiyetiyle hikâyenin vicdani odağını oluşturuyor.
Kadrodaki Gene Hackman, Marion’un geçmişindeki tutkulu ve pişmanlık dolu bir aşkı canlandırırken, Ian Holm ise Marion’un mesafeli ve entelektüel eşi rolünde evliliğin duygusal boşluğunu temsil ediyor. Bu usta kadro, filmin her bir sahnesine editoryal bir derinlik katarak karakterlerin arasındaki o görünmez ama aşılmaz duvarları somutlaştırıyor.
Woody Allen’ın yönetmenlik kariyerindeki en ciddi ve Bergmanvari dokunuşlara sahip yapımlardan biri olan film, mizahın yerini tamamen melankoli ve felsefi sorgulamalara bıraktığı bir başyapıt. Allen, Bergman’ın "Yaban Çilekleri" filmine selam duran bir anlatım diliyle, yaşlanmanın, pişmanlığın ve kendini kandırmanın anatomisini çıkarıyor. Sinematografi, sonbaharın pastel tonlarını ve iç mekanların klostrofobik şıklığını kullanarak Marion’un ruh halini görsel birer metafora dönüştürüyor.
Psikolojik derinliği olan, karakter odaklı ve entelektüel alt metni güçlü hikâyelerden keyif alan izleyiciler bu yapımı mutlaka izlemeli. Eğer yabancı dram türünde, özellikle insan psikolojisinin karanlık labirentlerinde gezinen yapımları seviyorsanız, Bir Başka Kadın size unutulmaz bir deneyim sunacaktır. Kendi hayatına dair bir içgörü arayan ve "Geç mi kaldım?" sorusunu soran her sinemasever bu esere vakit ayırmalı.
Film, bir insanın kendini gerçekten tanımasının ne kadar zor ve bazen ne kadar sarsıcı olduğunu çok yalın bir dille anlatıyor. Gena Rowlands’ın usta işi oyunculuğu, Woody Allen’ın felsefi derinliğiyle birleşince ortaya tam bir sanat filmi klasiği çıkıyor. Sadece bir başkasını dinleyerek insanın kendi hayatındaki yalanları nasıl keşfedebileceğine dair sunulan bu perspektif, filmi benzerlerinden ayıran en büyük güç.
Kendini Keşif: Dış dünya ile kurulan entelektüel bağların, iç dünyadaki boşlukları kapatmaya yetmemesi.
Pişmanlık ve Geçmiş: Yapılmayan seçimlerin ve söylenmemiş sözlerin ilerleyen yaşlarda bir yük haline gelmesi.
Yabancılaşma: Bireyin kendi duygularına, eşine ve çevresine karşı geliştirdiği savunma mekanizmaları.
Bu filmin yarattığı melankolik ve düşündürücü atmosferi sevdiyseniz, Ingmar Bergman klasiği olan Yaban Çilekleri veya yine bir kadının içsel dönüşümünü anlatan Eylül gibi yapımları izleyebilirsiniz. Ayrıca orta yaş krizini ve hayatın muhasebesini konu alan Bağımsız sinema örnekleri de ilginizi çekebilir.
Film, Woody Allen’ın komedi unsurlarına hiç yer vermediği nadir dramatik işlerinden biridir. Çekimler sırasında Allen, Gena Rowlands’ın oyunculuğuna o kadar hayran kalmıştır ki, sahnelerin çoğunda oyuncuya geniş bir özgürlük alanı tanımıştır. Yapım, sinema çevreleri tarafından Allen’ın Avrupa sinemasına ve özellikle Bergman’a yazdığı bir aşk mektubu olarak nitelendirilir.
Hayır, Bir Başka Kadın, yönetmenin felsefi ve psikolojik dram türündeki en ciddi eserlerinden biri olup hiçbir mizahi öğe içermez.
Rowlands, karakterin entelektüel zırhını ve bu zırhın parçalanışını büyük bir incelikle ve abartısız bir oyunculukla sergilediği için performansı bir ders niteliğinde kabul edilir.
Film, karakterin ruh halini yansıtacak şekilde soğuk ama şık iç mekanlar ve hüzünlü bir sonbahar atmosferi ile bezenmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...