

Benjamin Button

Daisy Fuller

Queenie

Caroline Fuller

Thomas Button

Elizabeth Abbott

Tizzy Weathers

Captain Mike

Monsieur Gateau

Grandma Fuller
Birinci Dünya Savaşı'nın sona erdiği gün New Orleans'ta dünyaya gelen Benjamin Button, sıradan bir bebek değildir. Seksen yaşındaki bir adamın fiziksel özelliklerine sahip, kırışıklıklar içinde ve kataraktlı bir bebek olarak doğması, babasının onu bir huzurevinin basamaklarına bırakmasına neden olur. Benjamin, burada çalışan Queenie tarafından evlat edinilir ve ölümün kol gezdiği bu evde, zamanın tersine aktığı sıra dışı bir ömür sürmeye başlar.
Film, Benjamin'in tekerlekli sandalyeden gençleşerek ayağa kalkışını, dünyayı keşfetmek için çıktığı deniz yolculuklarını ve yıllar içinde Daisy ile kesişen yollarını konu alıyor. İki insanın hayat çizgileri, birinin yaşlanıp diğerinin gençleştiği o kısa ve büyülü orta noktada buluştuğunda, zamanın acımasızlığı ile sevginin sonsuzluğu arasındaki ince çizgi derin bir anlatıya dönüşüyor.
Brad Pitt, Benjamin karakterine hayat verirken kariyerinin en zorlayıcı performanslarından birini sergiliyor. Protez makyajların ve dijital teknolojinin ötesinde, karakterin her yaşındaki çocuksu merakı ve hüzünlü bilgeliği seyirciye geçirmeyi başarıyor. Cate Blanchett ise Daisy rolünde, bir balerinin zarafetinden yaşlılığın vakarına uzanan süreçte büyüleyici bir oyunculuk sergileyerek filmin duygusal yükünü sırtlanıyor.
Taraji P. Henson, Benjamin’i koşulsuz sevgiyle büyüten Queenie rolünde Akademi adaylığına layık görülen içten bir performans sunarken, Tilda Swinton ve Jared Harris gibi usta isimler de Benjamin'in hayat yolculuğundaki dönüm noktalarını temsil eden yan karakterlerde filme büyük derinlik katıyorlar.
David Fincher’ın yönetmen koltuğunda oturduğu film, genellikle karanlık ve gerilim yüklü işleriyle tanınan yönetmenin en lirik ve duygusal yapımı olarak öne çıkıyor. F. Scott Fitzgerald'ın kısa öyküsünden esinlenen senaryo, görsel bir şölen sunmanın ötesinde varoluşsal sorular soruyor. Filmin temposu, hayatın akışını taklit edercesine sakin ve sindirilerek ilerliyor. Oscar ödüllü görsel efektleri ve makyaj tasarımları, aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan bir inandırıcılığa sahip.
Hayatın anlamı, zamanın geçiciliği ve kayıplar üzerine düşünmeyi seven izleyiciler için bu film tam bir başyapıttır. Destansı bir aşk filmi arayanların yanı sıra, fantastik bir dramın içinde kaybolmak isteyen sinemaseverler de Benjamin'in hikayesinden etkilenecektir. Görsel estetiğe ve güçlü sanat yönetimine önem verenler için kaçırılmaması gereken bir platform filmi deneyimi sunmaktadır.
Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi, sadece fiziksel bir değişimi değil, "farklı" olmanın getirdiği yalnızlığı ve kabullenişi de anlatıyor. Klasik hikaye anlatıcılığını modern teknolojiyle en iyi harmanlayan filmlerden biridir. Ölümün her an kapıda olduğu bir dünyada yaşamanın ve sevmenin değerini hatırlattığı için sinema tarihinde özel bir yere sahiptir.
Zamanın Göreliliği: Zamanın herkes için aynı yöne akmadığı, ancak sonucun herkes için aynı olduğu gerçeği.
Kader ve Tesadüfler: Hayatımızı değiştiren küçük anların ve kaçırılan fırsatların önemi.
Kayıp ve Veda: Gençleşseniz bile sevdiklerinizin yaşlanmasına ve gidişine tanık olmanın hüznü.
Koşulsuz Sevgi: Fiziksel görünüşün ötesinde bir ruha bağlanmanın kutsallığı.
Eğer bu filmin atmosferini sevdiyseniz, yine hayat boyu süren bir yolculuğu anlatan Forrest Gump veya zamanın ve anıların karmaşıklığını işleyen Big Fish filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca bir adamın yaşamını fantastik bir düzlemde ele alan The Age of Adaline de benzer bir tat bırakacaktır.
Brad Pitt'in makyajı her gün çekimlerden önce yaklaşık 5 saat sürüyordu.
Film aslında 1990'larda çekilmek istenmiş ancak teknolojinin "yaşlanma/gençleşme" efektlerine yetmeyeceği düşünülerek ertelenmişti.
Benjamin'in doğduğu gece batan ünlü gemi Titanic'in battığı tarihle sembolik bir bağ kurar.
Filmdeki durum kurgusal olsa da, çocukların hızla yaşlanmasına neden olan "Progeria" (Hutchinson-Gilford sendromu) adlı gerçek bir genetik hastalık vardır; ancak bu hastalıkta Benjamin'in aksine tersine gençleşme görülmez.
Film, ünlü yazar F. Scott Fitzgerald'ın 1922 yılında yayımlanan aynı isimli kısa öyküsünden beyazperdeye uyarlanmıştır.
Evet, Benjamin Button biyolojik olarak bebeklik evresine dönerek, Daisy'nin kollarında huzur içinde hayatını kaybeder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...