

Barry Lyndon

Lady Lyndon

The Chevalier

Captain Potzdorf

Lord Ludd

Nora

Barry's Mother

German Girl

Reverend Runt

Sir Charles Lyndon
İrlandalı saf bir genç olan Redmond Barry, bir aşk düellosunun ardından evini terk etmek zorunda kalır ve kendisini Avrupa’nın savaş yorgunu topraklarında bulur. Hayatta kalma içgüdüsüyle önce İngiliz, ardından Prusya ordusunda savaşan Barry, kısa sürede savaşın onurdan ziyade bir hayatta kalma sanatı olduğunu kavrar. Şansını ve kurnazlığını kullanarak soylu çevrelerin içine sızan bu genç adam, zengin bir dul olan Lady Lyndon ile evlenerek ismini "Barry Lyndon" olarak değiştirir ve hayalini kurduğu servete kavuşur.
Ancak Barry için asıl mücadele, kazandığı bu yüksek statüyü korumaktır. Kibiri, savurganlığı ve Lady Lyndon’ın üvey oğluyla olan çatışmaları, onun görkemli hayatının temellerini sarsmaya başlar. Şansın yardımıyla yükselen Barry, yine kendi elleriyle ördüğü kader ağının kurbanı olacaktır. Film, bir adamın yükselişini ve çöküşünü anlatırken, aynı zamanda dönemin aristokrasisini ve toplumsal maskelerini de cerrahi bir titizlikle masaya yatırıyor.
Filmin başrolünde, Redmond Barry karakterine hayat veren Ryan O'Neal yer alıyor. O'Neal, karakterin başlangıçtaki masumiyetini ve zamanla büründüğü fırsatçı, kibirli kimliği başarıyla dengeliyor. Donuk ama anlamlı bakışlarıyla, aristokrasinin içinde eğreti duran bir yabancıyı mükemmel bir şekilde canlandırıyor. Lady Lyndon rolündeki Marisa Berenson ise, dönemin tablo güzelliğindeki estetiğini yansıtırken, sessiz acılarını ve melankolisini sadece mimikleriyle izleyiciye geçirmeyi başarıyor.
Filmin anlatıcısı olan Michael Hordern’in sesi, hikâyeye bir tarih kitabı ciddiyeti katarken, üvey oğul Lord Bullingdon rolündeki Leon Vitali, Barry’ye karşı duyduğu saf nefreti her sahnede hissettiriyor. Stanley Kubrick’in oyuncu seçimindeki titizliği, her bir karakterin dönemin tablolarından fırlamış gibi görünmesini sağlıyor.
Stanley Kubrick, bu yapımda sadece bir film değil, adeta hareket eden bir tablo koleksiyonu ortaya koymuştur. Sinema tarihinin en estetik yapımlarından biri olan Barry Lyndon, tamamen doğal ışık ve mum ışığıyla çekilen sahneleriyle bir teknik devrim yaratmıştır. Yönetmenlikteki simetri tutkusu, ağır ilerleyen ama büyüleyici tempo ve klasik müzik kullanımı, izleyiciyi 18. yüzyıla hapseden bir atmosfer oluşturuyor. Film, insan doğasının zaaflarını ve şansın hayat üzerindeki trajik etkisini epik bir dille ele alıyor.
Sinemayı sadece bir hikâye anlatımı olarak değil, görsel bir sanat eseri olarak görenler bu filmi kesinlikle izlemelidir. Tarihi dokuya sadık, kostüm tasarımı ve sanat yönetimi açısından kusursuz bir tarihi film arayanlar için Barry Lyndon bir zirve noktasıdır. Sabırlı izleyiciler, her karesi özenle tasarlanmış bu yavaş tempolu başyapıtın derinliğini takdir edeceklerdir. Eğer Kubrick sinemasına ilginiz varsa, bu film yönetmenin dâhiliğini anlamak için en önemli duraklardan biridir.
Barry Lyndon'ı izlemek için en temel sebep, eşi benzeri olmayan görselliğidir. NASA için üretilen özel lenslerin kullanıldığı sahneler, dijital efektler olmadan sadece doğal ışıkla yaratılan büyüleyici bir dünya sunar. Film, bir insanın toplumsal hırslarının onu nereye kadar götürebileceğini ve orada tutunmanın ne kadar kırılgan olduğunu çok çarpıcı bir biçimde gösterir. Her sahnenin bir yağlı boya tabloyu andırması, seyir zevkini en üst seviyeye taşır.
Kader ve Şans: Hayatın tesadüflerle nasıl şekillendiği ve insanın bu akış karşısındaki çaresizliği.
Sosyal Statü ve İkiyüzlülük: Aristokrasinin dışarıdan parıltılı, içeriden kokuşmuş yapısı.
Hırsın Bedeli: Bir şeye sahip olmanın, onu hak etmek anlamına gelmediği gerçeği.
Bu filmin sunduğu estetik ve tarihsel derinliği sevdiyseniz, Ridley Scott'ın ilk uzun metrajlı filmi olan ve yine 18. yüzyılda geçen The Duellists (Düellocular) harika bir seçim olacaktır. Benzer şekilde, aristokrasi içindeki güç oyunlarını ve aşkı konu alan Dangerous Liaisons (Tehlikeli İlişkiler) veya daha modern bir anlatıma sahip olan The Favourite (Sarayın Gözdesi) ilginizi çekebilir. Kubrick’in kusursuzluk arayışını daha yakından görmek için 2001: A Space Odyssey de mutlaka izlenmelidir.
Stanley Kubrick, mum ışığında çekim yapabilmek için NASA'nın Ay görevleri için geliştirdiği Zeiss lenslerini özel olarak modifiye ettirmiştir.
Filmdeki kostümlerin çoğu, 18. yüzyıla ait gerçek kıyafetlerin kalıpları çıkarılarak ve o dönemin kumaş dokularına sadık kalınarak üretilmiştir.
Çekimler İrlanda’da başlamış ancak Kubrick’in aldığı bazı tehditler (IRA kaynaklı olduğu iddia edilir) nedeniyle prodüksiyon hızla İngiltere’ye taşınmıştır.
Kubrick, izleyicinin 18. yüzyılın o durağan ve ağırbaşlı atmosferine uyum sağlamasını istemiştir. Her sahnenin bir tablo gibi algılanması için uzun planlar ve yavaş zumlar tercih edilmiştir; bu da filmin sanatsal ağırlığını artırır.
Anlatıcı, Barry’nin başına gelecekleri önceden haber vererek izleyiciyi karakterle empati kurmaktan ziyade, onu dışarıdan bir gözlemci gibi izlemeye teşvik eder. Bu, kaderin kaçınılmazlığını vurgulayan bir yöntemdir.
Hayır, film William Makepeace Thackeray'in "The Luck of Barry Lyndon" adlı romanından uyarlanmıştır. Ancak dönemin toplumsal kuralları, savaşları ve yaşam tarzı büyük bir tarihsel doğrulukla yansıtılmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...