

Gerry Conlon

Giuseppe Conlon

Gareth Peirce

Paul Hill

Robert Dixon

Carole Richardson

Chief PO Barker

Benbay

Sarah Conlon

Belfast Detective Pavis
Babam İçin, 1974 yılında Londra’da gerçekleşen bir bombalama eyleminin ardından, suçsuz oldukları halde tutuklanan "Guildford Dörtlüsü"nün gerçek hikayesini konu alıyor. Belfastlı genç Gerry Conlon, siyasi olaylardan uzak, kendi halinde küçük hırsızlıklarla uğraşan biriyken, İngiliz polisi tarafından bir bombalı saldırının faili olarak gözaltına alınır. Baskı ve işkence altında zorla imzalatılan itiraflar, sadece Gerry’nin değil, onun disiplinli ve dürüst babası Giuseppe Conlon’ın da hapse girmesine neden olur.
Film, hapishanenin soğuk duvarları arasında bir baba ve oğulun çatışmalı ilişkisinin, hayatta kalma ve onur mücadelesine dönüşmesini anlatıyor. Gerry, başlangıçta sisteme karşı öfkeliyken, babasının vakur duruşu ve adalete olan inancı sayesinde zamanla olgunlaşır. Avukat Gareth Peirce’ın davayı üstlenmesiyle birlikte, İngiliz yargı tarihinin en büyük utançlarından biri olan bu komployu çürütmek için amansız bir hukuk savaşı başlar.
Filmin kalbinde, kariyerinin zirvesindeki Daniel Day-Lewis yer alıyor. Gerry Conlon rolü için metod oyunculuğu sınırlarını zorlayan Day-Lewis, karakterin asi gençlikten yorgun ama kararlı bir adama dönüşümünü muazzam bir derinlikle yansıtıyor. Onun performansındaki fiziksel ve duygusal değişim, izleyiciyi davanın her anına ortak ediyor.
Pete Postlethwaite, baba Giuseppe Conlon rolünde sessiz ama devasa bir performans sergiliyor. Onun kırılgan görünümünün altındaki sarsılmaz irade, filmin en duygusal anlarını oluşturuyor. Emma Thompson ise davanın gidişatını değiştiren avukat Gareth Peirce rolünde, profesyonel bir kararlılıkla kadroyu tamamlıyor. Bu güçlü oyuncu grubu, gerçek kişileri canlandırmanın getirdiği sorumluluğu editoryal bir başarıyla sırtlıyor.
Jim Sheridan tarafından yönetilen Babam İçin, sinema tarihinin en güçlü politik dramlarından biridir. Film, bireyin devasa bir devlet mekanizması karşısındaki çaresizliğini ve ardından gelen direnişini epik bir dille anlatıyor. Senaryonun başarısı, politik bir meseleyi kişisel bir baba-oğul hikayesiyle harmanlayarak izleyiciyle evrensel bir bağ kurmasında yatıyor.
Teknik açıdan bakıldığında, 1990'ların o gri ve puslu atmosferi, hapishane sahnelerinin klostrofobik yapısı ve Bono tarafından bestelenen müzikler, filmin etkileyiciliğini artırıyor. 1994 yılında 7 dalda Oscar adayı gösterilen yapım, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir insan hakları manifestosu niteliği taşıyor. Gerçek arşiv görüntülerinin kullanımıyla desteklenen kurgusu, anlatılanların ağırlığını daha da pekiştiriyor.
Hukuk ve adalet temalı filmlerden hoşlananlar, gerçek yaşam öykülerine dayanan biyografi tutkunları ve sistem eleştirisi barındıran yapımları sevenler bu filmi kesinlikle kaçırmamalı. Daniel Day-Lewis’in oyunculuk dersi niteliğindeki performansını görmek isteyenler için de vazgeçilmez bir eser. Ayrıca, bir platform filmi üzerinden toplumsal meseleleri ve aile bağlarını sorgulayan derin bir yapım arayan izleyiciler için ideal bir tercihtir.
Babam İçin, "geç gelen adalet adalet midir?" sorusunu en sarsıcı şekilde sorduğu için izlenmelidir. İnsanın onurunu korumak adına ne kadar ileri gidebileceğini ve sevginin en karanlık zindanlarda bile nasıl bir umut ışığı yakabileceğini gösteriyor. Film, hem politik bir bilinç aşılıyor hem de izleyiciyi duygusal bir arınma sürecine sokuyor. Adaletin bazen sadece mahkeme salonlarında değil, kamuoyu vicdanında kazanıldığını kanıtlayan bu eser, her sinemaseverin arşivinde bulunmalı.
Adaletsizlik ve Komplo: Devlet aygıtının kendi hatalarını örtmek için masum insanları kurban etmesi.
Baba-Oğul İlişkisi: Kuşak çatışmasından doğan bir anlayış ve ortak bir onur mücadelesi.
Direnç ve Sabır: Yıllarca süren mahkumiyet altında umudu ve benliği kaybetmeme savaşı.
Hukuk Mücadelesi: Gerçeğin ortaya çıkarılması için verilen profesyonel ve toplumsal emek.
Bu etkileyici adalet mücadelesini sevdiyseniz şu yapımlara da göz atmalısınız:
The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli): Umut ve dostluk üzerine kurulu bir başka efsanevi hapishane dramıdır.
Belfast: İrlanda’daki karışıklıkları bir çocuğun gözünden anlatan daha güncel bir biyografi örneğidir.
The Hurricane: Haksız yere hapsedilen bir boksörün özgürlük mücadelesini konu alan sarsıcı bir spor filmi ve hukuk dramıdır.
Film, Gerry Conlon'ın "Proved Innocent" (Masumiyeti Kanıtlandı) adlı otobiyografisinden uyarlanmıştır.
Daniel Day-Lewis, rolüne hazırlanmak için hapishane hücresinde vakit geçirmiş ve çekimler sırasında set ekibinin kendisine tıpkı bir mahkum gibi davranmasını istemiştir.
Film, o dönemde İngiliz-İrlanda ilişkileri ve yargı sistemi hakkında dünya çapında büyük bir tartışma başlatmıştır.
Filmdeki avukat karakteri gerçekte tek bir kişi değil, davanın çözümünde rol oynayan birkaç farklı hukukçunun birleşimidir.
Evet, film gerçek bir hukuk skandalına dayanmaktadır; ancak bazı olaylar ve karakterler dramatik etkiyi artırmak adına Jim Sheridan tarafından kurgulanmıştır.
Day-Lewis bu performansıyla En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösterilmiştir ancak o yıl ödülü Tom Hanks (Philadelphia) kazanmıştır. Buna rağmen Day-Lewis'in performansı tarihin en iyilerinden biri kabul edilir.
Filmin orijinal adı "In the Name of the Father"dır; bu isim hem dini bir gönderme hem de Gerry'nin babasının adını temizleme mücadelesini simgeler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...