

Hazel Grace Lancaster

Augustus Waters

Isaac

Frannie Lancaster

Michael Lancaster

Peter van Houten

Lidewij Vliegenthart

Dr. Maria

Dr. Simmons

Flight Attendant
John Green’in dünya çapında fenomene dönüşen romanından uyarlanan film, hayatının büyük bir kısmını amansız bir hastalıkla mücadele ederek geçiren 16 yaşındaki Hazel Grace Lancaster’ın hikâyesini merkezine alıyor. Hazel, oksijen tüpüne bağlı yaşamına ve hastalığın getirdiği sınırlamalara rağmen, ailesinin ısrarıyla katıldığı bir destek grubunda hayatını kökten değiştirecek olan Augustus Waters ile tanışır. "Gus", geçmişte benzer bir sağlık mücadelesi vermiş, yaşama sevinciyle dolu ve karizmatik bir gençtir.
İkilinin arasındaki bağ, sadece ortak kaderleri üzerinden değil, edebiyata, hayata ve varoluşa dair derin sohbetleriyle güçlenir. Hazel’ın en sevdiği kitabın yarım kalan sonunun peşine düşen ikili, Amsterdam’a uzanan bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk, onlara hastalıkların gölgesinde bile sonsuzluğu sığdırabilecekleri küçük anlar yaratma şansı verir. Dram filmi türünün en saf örneklerinden biri olan yapım, trajediyi değil, o trajedinin içinde filizlenen umudu ve yaşama tutkusunu kutluyor.
Shailene Woodley, Hazel karakterinde kariyerinin en içten performanslarından birini sergiliyor. Hastalığın getirdiği fiziksel yorgunluğu ve ruhsal olgunluğu abartısız bir doğallıkla yansıtıyor. Augustus rolündeki Ansel Elgort ise enerjisi, esprileri ve Hazel’a olan sarsılmaz bağlılığıyla filmin ışık kaynağı oluyor. İkilinin arasındaki kimya, hikâyenin inandırıcılığını en üst seviyeye taşıyor.
Kadroda Hazel’ın ebeveynlerini canlandıran Laura Dern ve Sam Trammell, çocuklarının üzerine titreyen ama aynı zamanda ona özgürlük alanı tanıyan duyarlı anne-baba rollerinde oldukça etkileyiciler. Kitabın gizemli yazarı Peter Van Houten rolünde izlediğimiz Willem Dafoe ise, kısa ama sarsıcı performansıyla hikâyeye beklenmedik bir editoryal derinlik katıyor.
Yönetmen Josh Boone, çok sevilen bir edebi eseri beyaz perdeye aktarırken kitabın ruhuna ve hayran kitlesinin beklentilerine büyük bir sadakat gösteriyor. Film, izleyiciyi ucuz ajitasyonla değil, karakterlerin zekice kurgulanmış diyalogları ve samimiyetleriyle etkilemeyi başarıyor. Renk paleti ve müzik seçimleri, gençlik enerjisi ile hüznün o buruk dengesini çok iyi kuruyor. Tempo, romantik anlar ile dramatik kırılmalar arasında izleyiciyi yormadan akıp gidiyor.
Aşkın iyileştirici gücüne inanan ve mendillerini hazır bulunduran romantik film tutkunları için bu film vazgeçilmez bir başyapıt. Sadece gençlere değil, hayata dair umudunu tazelemek isteyen her yaştan izleyiciye hitap ediyor. Eğer karakter odaklı, edebi derinliği olan ve duygusal yoğunluğu yüksek hikâyelerden hoşlanıyorsanız, Hazel ve Gus’ın dünyası sizi derinden etkileyecektir.
Hayatın kısalığını ve "bazı sonsuzlukların diğerlerinden daha büyük olduğunu" hatırlattığı için izlenmeli. Film, bir hastalık hikâyesi olmanın ötesinde, sevginin zamanın ötesine nasıl geçebileceğini naif bir dille kanıtlıyor. Amsterdam sokaklarındaki sahnelerden Anne Frank Evi’ndeki o unutulmaz ana kadar, görsel ve işitsel olarak hafızalarda yer eden pek çok sekans barındırıyor.
Yaşam ve Ölüm: Kısa bir hayata anlam katabilme çabası ve veda etme sanatı.
Unutulma Korkusu: İnsanın dünyada bir iz bırakma arzusu ve sevginin bu izdeki rolü.
Aile ve Fedakârlık: Zor zamanlarda ailenin sığınılacak tek liman olması.
Sonsuzluk Kavramı: Matematiksel bir gerçeklikten ziyade, paylaşılan anların derinliği.
Bu filmin duygusal tonunu sevdiyseniz, yine gençlik ve hastalık temalarını işleyen Senden Önce Ben (Me Before You) veya Uzaktaki Anılar (A Walk to Remember) filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca yine bir John Green uyarlaması olan Kağıttan Kentler de benzer bir gençlik atmosferi sunmaktadır.
Shailene Woodley, rolü için saçlarını kesti ve kestiği saçlarını kanser hastası çocuklar için saç bağışı yapan bir derneğe bağışladı.
Filmin çekimleri sırasında yazar John Green neredeyse her gün sette bulunarak oyunculara destek oldu.
Hazel ve Gus'ın Amsterdam'da oturduğu o meşhur bank, film vizyona girdikten sonra hayranlar tarafından bir ziyaret noktası haline gelince çalınmış, ancak daha sonra yerine yenisi konulmuştur.
Hayır, film kurgusal bir romandan uyarlanmıştır ancak yazar John Green, kitabı yazarken kanserle mücadele eden ve genç yaşta hayatını kaybeden arkadaşı Esther Earl'den ilham almıştır.
Bu cümle, zamanın uzunluğundan ziyade yaşanan duyguların derinliğini ifade eder; kısa bir süre yan yana kalan insanların birbirinde bıraktığı etkinin büyüklüğünü vurgular.
Filmin soundtrack albümünde Ed Sheeran, Birdy, Charli XCX ve Kodaline gibi ünlü isimlerin filme özel olarak hazırladığı parçalar yer almaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...