
Film, Anadolu'nun sert töreleri ile saf bir anne sevgisinin çatışmasını konu alır. Hikayenin merkezinde, kocasını bir kan davası uğruna kaybetmiş, tek dayanağı olan oğlunu bu şiddet sarmalından uzak tutmaya çalışan acılı bir anne vardır. Ancak törelerin karanlık gölgesi, anne ne kadar çabalarsa çabalasın ailenin peşini bırakmaz.
Oğlu büyüdüğünde, babasının intikamını alması için çevresi tarafından baskı altına alınır. Anne ise "can kurban" dediği evladının ellerinin kana bulanmaması için kendini adeta siper eder. Bir yanda intikam ateşiyle yanan bir genç, diğer yanda "bir evladım daha gitmesin" diye feryat eden bir annenin vicdan muhasebesi anlatılır. Film, şiddetin sadece ölenleri değil, geride kalanların ruhlarını da nasıl kurban ettiğini vuran bir dille işler.
Filmin başrolünde, Türk sinemasının en güçlü kadın figürlerinden biri olan Fatma Girik yer almaktadır. Girik, canlandırdığı "ana" karakteriyle; otoriter, vakur ama bir o kadar da şefkatli Anadolu kadını imajını devleşen bir performansla sergiler. Onun o keskin bakışları ve yürek yakan feryatları, filmin dramatik yükünü tek başına sırtlar.
Ona eşlik eden genç oyuncu kadrosu, töre ve anne sevgisi arasında sıkışan nesli başarıyla temsil ederken; yan rollerdeki usta isimler, kasaba ve köy hayatındaki baskıcı figürleri gerçekçi bir şekilde canlandırırlar. Oyuncu kadrosunun bu denli sağlam olması, filmi basit bir melodram olmaktan çıkarıp toplumsal bir eleştiriye dönüştürür.
Zeki Ökten’in yönetmenliğini üstlendiği yapım, 1975 yılının toplumsal duyarlılığını ve Yeşilçam’ın gerçekçi sinema arayışını yansıtır. Film, sinematografik açıdan Anadolu’nun kurak topraklarını ve sert doğasını, hikayenin trajik yapısıyla örtüşen birer karakter gibi kullanır. Müzikleriyle hüzün dozunu sürekli diri tutan yapım, töre ve dram türünün en etkileyici örneklerinden biri olarak kabul edilir.
Fatma Girik’in o meşhur "direnen kadın" rollerine hayran olanlar ve Anadolu’nun toplumsal gerçeklerini konu alan dramları sevenler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer aile bağlarının gücü, anne fedakarlığı ve anlamsız şiddet döngüleri üzerine kurulu hikayeler ilginizi çekiyorsa, bu yapım sizin için oldukça sarsıcı bir deneyim olacaktır. Nostalji sinemasının en dürüst ve vurucu örneklerinden biridir.
Bu film, şiddetin hiçbir zaman çözüm olmadığını ve bir annenin feryadının en güçlü silahtan bile daha etkili olabileceğini gösterdiği için izlenmelidir. Fatma Girik’in performansı, bugün bile "ana" dendiğinde akla gelen en ikonik sahneleri barındırır. Toplumsal bir yara olan kan davasına karşı duran bir kadının hikayesi, izleyiciye adalet ve merhamet duygularını yeniden sorgulatır. Saf bir sevgi ve direniş öyküsü arayanlar için bu film, sinemamızın en kıymetli hazinelerinden biridir.
Annelik ve Fedakarlık: Bir annenin evladını korumak için her şeyi, hatta kendi canını bile ortaya koyması.
Töre ve Şiddet: Toplumun dayattığı yanlış geleneklerin bireylerin hayatını karartması.
İntikam ve Affetme: Geçmişin yükünden kurtulmanın ve kanı kanla yıkamanın anlamsızlığı.
Eğer Fatma Girik’in bu güçlü performansını sevdiyseniz, onun yine bir ana figürüyle devleştiği Boş Beşik veya Yılanların Öcü gibi başyapıtları mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca kan davası temasını sarsıcı bir şekilde işleyen Tarık Akan klasiği Yol veya Türkan Şoray’ın Hazal filmi de bu türün en güçlü sosyal dram alternatifleridir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...